Çocuğa Hakikat Aynasından Bakış
Bir çocuğun gülüşü, bazen bir medeniyetin en derin hakikatlerini anlatır. Sessiz, masum ve fıtrî… İşte tam bu noktada Said Nursî’nin çocuklara bakışı, sadece bir eğitim öğretim meselesi değil; insanın varlıkla, kaderle ve ebediyetle kurduğu ilişkinin bir aynası hâline gelir.
Çocukların varlığı Kur’an-ı Hakîm’de ebeveynler için ilâhî bir “sınama vesilesi”[1] sayıldığından, onların terbiye ve eğitimlerine "bir imtihan" ciddiyetiyle bakmak ve onları yaşadığımız çağın zararlı ve tehlikeli alışkanlıklarına karşı korumak, neslin güvenliği açısından da önemli bir sorumluluktur
Risale-i Nur’un sayfa ve satırları arasında çocuk, modern dünyanın çoğu zaman indirgediği gibi “geleceğin iş gücü” değil; aksine, bugünün kalbini, yarının ebedî saadetini ve toplumsal vicdanını taşıyan bir emanettir.
Bu bakış açısı, insanın sahiplik, idealistlik şuurunu kıvamında tutar. Çünkü çocuk, anne-babanın “malı” değil; bir emanettir. Hem şahsi hem de toplumsal olarak.
“Çocuk, bir Hâlık-ı Rahîm'in mahluku, memlukü, abdi ve bütün heyetiyle onun masnu'u ve ona ait olarak ebeveyninin bir arkadaşı idi ki; muvakkaten ebeveyninin nezaretine verilmiş.”[2]
Bu hakikat, Kur’ân’daki şu ayetle de örtüşür:
“Mallarınız ve evlatlarınız ancak bir imtihandır…”[3]
Burada çocuk, sadece sevilen bir varlık değil; aynı zamanda insanın sorumluluğunu belirleyen bir imtihan unsurudur. İnsan kendini çocukta inşa eder. Her çocuk o ailenin ruhunu, edebini, ahlâkını ve ciddiyetini gösteren bir tablodur.
Ancak Bediüzzaman’ın yaklaşımı sadece metafizik tesellilerle sınırlı değildir. Lâhikalar’da karşımıza çıkan daha toplumsal ve pratik dil, meselenin diğer yüzünü açar. Bir toplum çocuklarını ihmal ederse, aslında kendi geleceğini ihmal etmiş olur.
Bu hakikat, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (asm) şu hadisiyle de teyit edilir:
“Hepiniz çobansınız. Hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Âmir memurlarının çobanıdır. Erkek ailesinin çobanıdır. Kadın da evinin ve çocuğunun........
