Bedîüzzaman'ın Tashih Ettiği Bir Mesele: Ukûl-i Aşere ve Erbâbü'l-Envâ
İslâm düşünce tarihinde, felsefe ile vahyin kesiştiği en önemli tartışmalardan biri, kâinatın idâresi ve yaratılışının nasıl anlaşılması gerektiği meselesidir. Meselâ Meşşâî ekolün temsilcileri olan Fârâbî ve İbn Sînâ'nın sistemleştirdiği "ukûl-i aşere" ve "erbâbü'l-envâ'" nazariyeleri, asırlar boyunca hem ilgi görmüş hem de tenkit edilmiştir. Bazen merakla tenkid bazen de tektir ile tahkir görmüştür.
Bedîüzzaman Said Nursî de bu meseleye kayıtsız kalmamış; fakat onun yaklaşımı, sadece bir reddiye yazmak veya güzelleme yazmak değil, Kur'ân'ın tevhid ekseninde meseleyi yeniden inşa etmek olmuştur. Hakikatine nüfûz ederek meselenin temeline inmiştir.
İlk bakışta bazı okuyucular, Bedîüzzaman'ın bu kavramları tamamen reddettiğini düşünebilir. Hâlbuki dikkatle incelendiğinde görülür ki, onun itirazı kavramların isimlerine değil; onlara yüklenen felsefî anlamadır. Çünkü bu isim takmakla ya hakikati tağyir veya tebdil etmek mevzubahistir genellikle.
Eski hükemâ, Allah ile kâinat arasındaki ilişkiyi açıklamak için "ukûl-i aşere" nazariyesini geliştirmişti. Buna göre varlık, birbirini takip eden akıllar vasıtasıyla meydana geliyor; her mertebe bir sonrakinin sebebi oluyordu. Böylece âlemin düzeni, akıllar zinciri üzerinden açıklanmaya........
