Aklın ve ene’nin daha ötesindeki kâşifler, Ruh ve hayattır
Kenz-i mahfî-3
Nail Yılmaz
3. Aklın ve ene’nin daha ötesindeki kâşifler, Ruh ve hayattır.
a) Şuunat-ı Zâtiyeye âyinedarlık eden Hayat:
‘’Mahiyet-i hayat esma-i İlahiyenin definelerini açan anahtarların mahzeni ve nakışlarının bir küçük haritası ve cilvelerinin bir fihristesi ve kâinatın büyük hakikatlarına ince bir mikyas ve mizan ve Hayy-u Kayyum'un manidar ve kıymetdar isimlerini bilen, bildiren, fehmedip tefhim eden yazılmış bir kelime-i hikmettir.’’[1]
-‘’Hayat-ı insaniyenin vezaifinden biri de kendi cüz'î sıfatlarını şuunatını, Hâlıkın küllî sıfatlarını, şuunatını fehmetmek için bir mikyas (ve anahtar) yapmaktır.’’[2]
-‘’Hayatta hissiyat suretinde kaynayan memzuç nakışlar; pekçok esma ve şuunat-ı zâtiyeye işaret eder. Gayet parlak bir surette Hayy-u Kayyum'un şuunat-ı zâtiyesine âyinedarlık eder.’’[3] -‘’Rezzak-ı Rahîm, göz ve kulak, kalb ve hayal ve akıl gibi, latifelerin her birisini, hazine-i rahmetinin birer anahtarı hükmünde yaratmış.’’[4] ‘’Hayat, hayatın Hâlıkına üç cihetle âyinedarlık eder.’’[5] (Geniş izah için şualara bak)
Hayat ile ilgili iktibas ettiğimiz bu metinlere göre ’Mahiyet-i hayatın esma-i İlahiyenin definelerini açan bir anahtar’’ olmasının yanında, akla ve ene’ye göre, daha yüksek derecede âyinedarlık ettiği görülüyor.
Çünkü akıl ve ene, sadece esma ve sıfat mertebesinde Zât-ı Akdese bir âyinedarlık yapmıştı. Halbuki insan, ’Mahiyet-i hayat cihetiyle, Zât-ı Akdese, esma ve sıfatla beraber, ‘’şuunat-ı zâtiye cihetiyle de âyinedarlık ’’[6] ettiği belirtiliyor.
Yani akıl ve ene, ‘’Kenz-i mahfî’nin’’ keşfinde sadece teorik bilgi üzerinden marifetullaha giderken, hayat ve ruh ‘’hissiyat suretinde kaynayan’’[7] binlerce latife ve duygular üzerinden, ’Kenz-i mahfî’ ile daha çoklu bir iletişime geçtiği için ’şuunat-ı zâtiye düzeyinde bir âyinedarlık’ etmiş olduğu görülüyor.
Çünkü, ‘’Hayat bu câmi' mahiyeti itibariyle şuun-u zâtiye-i Rabbaniyeye âyinedarlık eden bir âyine-i Samediyettir.. Hayatın vazifesi büyüktür. Evet Samediyetin âyinesi olmak kolay bir şey değil, âdi bir vazife değildir.’’[8]
Bu tesbitlere göre, akıl ve ene ile hayat arasında âyinedarlık noktasında bir mukayese yapmak gerekirse:
Akıl ve ene, esma ve sıfat mertebesinde, kıyas ve bürhan düzeyinde bir âyinedarlık ederek, kesbî düzeyde bir marifetullah bilgisine ulaşırken;
Hayat ise: İsm-i a'zam mazharı olduğu için, akla göre, ihata edilmeyecek derecede daha geniş şuunat tecellilerine âyine olur. Çünkü hayat, aklın ve ene’nin kesbî ve afakî malumatla görmeyeceği derecede daha ince ’şuunat-ı zâtiye’ tecellilerine fıtrî bir şekilde mazhar olur.[9]
Aklın ve ene’nin marifetullah bilgisi dış dünyadan tecrübe ile elde edilen, kesbî ve afakî bilgilerdir. Hayatın ve ruhun marifetullah bilgileri ise enfüsî ve vicdanî olduğu için daha selametli ve daha güvenilir bilgilerdir.[10]
Sual: Bu bölümde ‘şuunat’ üzerinden edinilen marifetullah bilgisi daha ziyade hayata hasredildi. Halbuki Onuncu ve Otuzuncu Sözlerde ‘’ene ve enaniyetin’’ de esma sıfat ve özellikle ‘şuunat’ üzerinden marifetullaha........
