Şehrimizin Müftülüğünden Diyanet’e…
Yaşadığım yer, ülkemizin pek çok ilinden daha büyük bir nüfusa sahip olan İstanbul’un bitişiğindeki kocaman bir şehirdir. Böyle bir şehrin Müftülüğü de ilgilendiren binlerce sorunu mevcuttur. Bürokrasiden geldiğimiz için biliriz, bunlara ilâveten pek çok idarî işleri, temsil vazifeleri de vardır. Müftülüğün ziyadesiyle meşgul olduğu dinî hizmetlere koşarcasına mesai harcaması bizi ayrıca memnun etmektedir.
Şehrimizin Müftülük Makamına arz etmek istediğim bazı dinî konular vardı. Randevu alıp Müftülüğe gittim. Hacdan yeni dönen Müftü bey ile gayet hoş bir sohbet ve son derece nazikane bir ev sahipliği yaptığı ziyaretimizde bizzat ve yüz yüze görüştük. Bir mü’min olarak Müftülüğün mâkûl ve muteber sayacağı hususlar için gereken tedbiri almasını istedik. Geçen sene 14 Mayıs günü bu sütunda yayınlanan “Camiler Kiliseye mi Dönüyor?” başlıklı makalemizi ve aşağıda yazdıklarımızla bir dosya halinde takdim edip yazıp söylediklerimizin sadece “Hakkı ve Sabrı Tavsiye” gayesiyle kabul edilmesini istirham ettim.
Aslında bahse konu etmek istediğim hususlar sadece şehrimizle ilgili değil, bütün Diyanet mensuplarını ilgilendiren ve ülke genelindeki bütün camilerle ilgilidir. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu ve benzeri hususları değerlendirmesini ümit ettiğim meramımı şöylece özetleyeyim:
Şehrimiz etrafıyla, ülkenin her yerinden olduğu gibi halkının çoğunun Şafi’i mezhebine mensup olduğu doğu ve güney doğu illerimizden ciddi bir göç akınına uğramıştır. Cami görevlilerimizin çoğu sadece Hanefi mezhebinin ahkâm ve erkânını biliyor ve tatbik ediyor. Şafi’i içtihadına göre Cum’a hutbesinin iki defa okunması gerekir. Her iki hutbede de “Usikum bi takvallahi ve tâ’atihi, innallahe yuhibbullezine’t tekav vellezinehum muhsinun” yani, takvanın ve Allah’a itaatin tavsiye edildiği…” beyanın her iki hutbede de okunması Cuma hutbesinin şartıdır. Ancak pek çok imam-hatip bu ibarenin sadece iki kelimesi olan “İttekullahe ve taatihi” kısmını ilk hutbede okuyup diğer hutbede es geçiyor. Hatta bazı camilerde tek hutbe okunduğuna da şahit olmuşuzdur. Her ne kadar imam-hatibe iktida ediliyor ise de Şafi’i cemaatin de, “Cuma hutbesinin şartı yerine gelmiştir” diye kalbinin mutmain olması bakımından bu hususun hoca efendilere bildirilmesi ve tatbik edilmesi gerekir.Bu minval üzere bir hususa daha temas etmeliyim: İmam ve vâiz efendiler kürsülerde fıkhî konularda cemaate bilgi verirken ve ibadet ettirirken hiç olmazsa farklılık arz eden konularda Şafi’i mezhebinin de içtihatlarına değinip cemaati bilgilendirmeli. İbadetlerin sıhhati yönünden diğer içtihatların vecibelerine de riayet edilmeli. Meselâ eli nikâhı caiz olan bir kadına temas eden bir imam Hanefi içtihadına göre abdestli sayılır ise de Şafi’i ve Maliki mezheplerine göre abdestsizdir. Keza vücudundan kan akan bir Şafi’inin abdesti kendi mezhebine göre sahih ise de bir Hanefiye göre abdesti yoktur. Cemaate ibadet yaptıranların mezhepler arasındaki bu içhihat farklarını bilmeleri ve bütün içtihatlara göre davranmaları gerekir.Cemaati kalabalık olan veya merkezi yerlerde bulunan bazı camilerde imamın........