menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Allah’a Misafir Olmak – 5 (Hac Arafat’tır)

22 0
26.05.2026

ARAFAT’A YOLCULUK

Zilhicce ayının Terviye denilen 8.gününün akşamı, ertesindeki, yâni Arefe günü vakfeye durmak için Arafat’a doğru yola çıkılır. O gece Arafat Meydanı’ndaki çadırlarda gecelenir. Kafileler haricinde kendi şahsi imkânlarıyla gelenler veya mâlî imkânı olmayan hacılar orada burada, kızgın güneş altında açıkta. O vaziyette bir gölgelik bulabilene ne mutlu. Yine de herkes mukaddes bir mekândadır. Mümkün olduğunca her an ibadetle, namazla, Kur’an tilâvetiyle, duâyla, zikirle meşgul olup değerlendiriyor. Herkes elinden ve dilinden ne geliyorsa ve ne bilip yapabiliyorsa…

Bir önceki yazıda Âdem ve Havva cennette iken şeytana aldanarak yasaklanmış ağacın meyvesinden yiyip asi oldukları ve ceza olarak yeryüzüne ayrı yerlere indirildiklerine değinilimişti; Yıllar yılı ayrı kaldıktan sonra Arafat’ta buluşup birbirlerine kavuşmuşlardı. Bir yandan kavuşmanın diğer yandan gözyaşları dökerek yalvarıp yakarmış ve Cenâb-ı Allah’tan af dilemişler. Arafe günü Arafat’ta, o mübarek mekân ve makamda tövbeleri kabul edilmiş ve buna sevinmişlerdi.

Hacılar insanlığın ilk babası ve annesi olan Âdem ve Havva’nın tövbelerinin kabulüne nâil oldukları gibi onları taklit ederek ibâdetlerle, gözyaşlarıyla, samimâne duâ ve yakarışlarla, Allah’ın sonsuz rahmetini ümitle Arafat’ta af edilmenin sevincini yaşamak ister. İnsan denizini andıran Arafat Meydanı’nda sayıları yaklaşık 7-8 milyonu bulan hacılar öğlen vaktinde öğle ve ikindinin dörder rek’atlı farz namazlarını öğlen vaktinde takdim ederek (öne alarak) ve ikişer rek’at olarak kasr ve cem’ ederek (kısaltıp birleştirerek) edâ ettikten sonra vakfeye durur.

Milyonlarca el aynı mekânda ve aynı anda açılıp, kalpleriyle beraber âsumâna yönelir. Yeryüzünün her yerinden gelerek Arafat’ta toplanmış Allah’ın misafirlerinden, Arapça bilenler Hazreti Peygamber Efendimizin sözleriyle, bilmeyenler ise her milletten yüzlerce, belki de binlerce farklı dille Rahman ve Rahim olan Cenâb-ı Allah’tan af dileniyor, ümmet için hayırlar diliyor. Bütün kalplere hükmeden Allah’tan kalpleri, gönülleri, fikirleri Hak’ta ve hidayette birleştirmesini temennî ediyor.

Birçok hadis kaynağında Peygamber Efendimizin (sav) الْحَجُّ عَرَفَةُ "Hac, Arafat'tır." (Tirmizî, Hac, 57) buyurduğu rivayet edilmiştir. Haccın en mühim rüknü olan Arafat vakfesi Zilhicce ayının dokuzuncu, yâni Arefe günü kısa bir süre dahi olsa Arafat sınırlarında bulunmaktır ki, “duruş, bekleyiş” anlamındaki vakfe, haccın olmazsa olmaz şartıdır; vakfe yapılmadığı takdirde hac geçerli olmaz. Bundan dolayı ilim ehli, Arafat'ta durmayı (vakfeyi) kaçıran kimse, haccı kaçırmış olur, demişler.

Arafat'ın sembolik anlamı, kıyametin kopmasından sonraki diriliş ve toplanma günü olan mahşerde insanlar Allah’ın huzuruna çıkarılmış gibi, rahmetini umarak yaptıkları bilinçli bir duruştur. Arafat vakfesi, dünya imtihanına gönderilen her insana haşir ve hesaba çekiliş hakikatini henüz hayatta iken yaşatır. İnsana kulluğun sorumluluğunu ve hesaba çekileceği günü heyecanla, korku ve ümitle hatırlatır.

Arafat vakfesinin hem her ferde ve hem de ümmete bakan yönleri var: Ferdî yönüyle, kulun tövbelerle Rabbine yönelerek günahlarından arındığı, kulun Rabbi karşısında acziyetini kavradığı ve yeniden doğuşunu temsil ettiği bir yer olmasıdır. Burada mü’min, Zât-ı Risalet Efendimizi (sav) taklit ederek, sırtını Rahmet Dağı’na verip Kâbe’ye yönelerek İlâhî rahmete nâil olabilmeyi ümit eder. Bu vakfe, her inananın büyük mahkemede hesaba çekilmeden önce kendisini hesaba çekmesiyle yaptığı bir muhasebe ve murakabedir.

Ümmete bakan yönüyle, milyonlarca inananın bir arada bulunduğu, ibadet ve duâların zirveye ulaştığı bu vakfede dünyanın dört bir tarafından gelen ırkları, renkleri, dilleri, etnik aidiyetleri, milletleri, ülkeleri ve kültürleri ayrı fakat hedef ve gâyeleri aynı olan milyonlarca müslümanın Hz. İbrâhim’in (as) milleti üzere ve Allah katında tek din olan İslâm’a bağlılıkları bakımından birbirleriyle iman kardeşi olduklarını bilincini uyandırır.

Arafat vakfesi, bütün Müslümanları temsilen gelen hacıların oluşturduğu dünyada eşi benzeri görülmeyen bir büyük cemaat ve muhteşem bir zirvedir. Özellikle bugün İslâm topluluklarının içinde bulunduğu şu çok zorlu zaman diliminde tek yürek ve yekvücut olmaları sorumluluğunu ve zorunluluğunu hatırlatan soylu bir duruştur. Bu anlamlı duruşu yapan milyonlarca insan artık birer hacı olmuştur. Herkes tarif edilmez bir sevinç ve heyecan içinde o mânevî hazzı yaşıyor.

Özetlenecek olursa, “Hac, Arafat’tır.” beyanı, hac ibadetinin hakikatini bilmeyi, tanımayı, mânâsını ve maksadını incelikleriyle ve derinden hissederek anlayıp idrak etmeyi ifade eder. Dirilişi, mahşeri, büyük mahkeme öncesindeki bekleyişi tefekkür etmeyi, ölmeden önce ölmeyi, hesaba çekilmeden önce kendi muhasebesini yapmayı vesile bilmek demektir.

Pek çok hikmetle dolu, küllî ve çok boyutlu hac ibadetinin hicri takvime göre yılın 12. ve sonuncu ayı olan Zilhiccede yapılmasının ayrı bir önemi var. Çünkü birçok müfessir Fecr suresindeki, وَلَیَالٍ عَشْرٍۙ (Fecr/2) “On geceye and olsun.” âyetinde üzerine yemin edilen zaman diliminin Zilhiccenin ilk on günü ve gecesinin kast edildiğini ifade eder. Zilhicceden sonra hicri yeni bir yıl başlayarak Muharrem ayına girilmiş olur. Haram aylardan biri olan Zilhicce ay’ını ibadetlerle geçirenleri büyük mükâfat........

© Risale Haber