menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Allah’a Misafir Olmak-4

9 0
20.05.2026

(Bir süre önce yazımına başladığımız fakat araya dost ve ağabey vefatları ile başka mevzular girince hac ibadetinin yaklaştığı şu günlerde ara verdiğimiz hac ve umre mevzuuna kaldığımız yerden devam ediyoruz.)

İNSANIN DÜNYAYA GÖNDERİLMESİ ve ARAFAT

Cenâb-ı Allah Âdem’i yarattıktan sonra meleklere Âdem’e secde etmelerini emretmişti. Cinlerden olan ve meleklerin reisi konumundaki İblis hariç bütün melekler Allah’ın bu emrine uyarak Âdem’e saygı secdesinde bulundular. İblis kibirlenip böbürlenerek “Ben ateşten yaratılmışken topraktan, balçıktan yarattığın şu insana mı secde edeceğim” diye Allah’a isyan etti ve rahmetten kovuldu.

Derken Âdem cennette iskân edildi. Cennetin sayısız nimetlerine mazhar olmasına, her ne istiyor ve arzu ediyorsa kendisine ikram edilmesine rağmen orada tek başına ne kadar yaşadığı kesin olarak bilinmemekle beraber, yaygın rivayetlerden birine göre Âdem, dünyadaki sene hesabına göre süresi 5000 yıl olan âhiret günlerinden yarım gün, yâni 2500 dünya senesi cennette kaldığı ifade edilir. Yine bazı kaynaklarda Âdem’in cennette kaldığı bu süre içinde yalnızlıktan usandığı belirtilir. Taa ki Allah-u Teâlâ Âdem’e zevcesini, yâni eşi Havva annemizi yaratıncaya kadar. İbn-i Abbas’tan (ra) şöyle rivayet edilmiştir: “Cenâb-ı Hak, Havva vâlidemizi Âdem’in sol kaburga kemiğinden yarattı. Âdem o esnâda uyumaktaydı. Uyanıp yanında bir filiz gibi Havva’yı görünce, kalbi ona aktı ve elini uzattı. Melekler: “Ey Âdem, dokunma ona! Henüz nikâhın kıyılmadı.” dediler. Bundan sonra Âdem ile Havva’nın nikâhları kıyıldı. Mehir olarak da, Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya (sav) üç kere salavât-ı şerîfe getirildi. Bu, Allah huzûrunda ve Muhammedî hakîkat önünde ilk nikâhın başlangıcı oldu.” (Kastalânî, Mevâhib-i Ledünniye, İstanbul 1984, I, 24; İ.H.Bursevî, Rûhu’l-Beyân, VIII, 430) Böylelikle nikâh, Hazret-i Muhammed Mustafâ’ya (sav) salavât ile ulvî bir mânâ kazandı. Rahmet, bereket ve feyiz tecellîleri ile doldu.

Âdem ve Havva cennette mutluydular; başı sonu olmayan cennet ve içindekiler bütün güzelliğiyle ve sayısız nimetleriyle onların hizmetine verilmişti. Sadece bir ağaca yaklaşılmayacak ve o ağacın meyvesinden yenmeyecekti. Kur’an-ı Hakim’in bir çok sûresinde bu husus farklı anlatımlarla beyan edilir. Bir âyet şu mealdedir: وَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَاۖ وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمٖينَ (Bakara Sûresi 35) “Ey Âdem! Sen ve eşin cennette oturun, orada istediğiniz yerden rahatça yiyip için ve şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz” dedik.”

İnsan Unutur, Unutandır

Âdem ve Havva’nın cennette ne kadar yaşadıklarına dâir İslâmî ve diğer kutsal metinlerde kesin bir bilgi yok. Zaten cennet maddî âlemin ötesinde olduğu için belki orada zaman da yoktu. Fakat insan imtihan edilmek için yaratılmıştı; iyilik ve kötülük arasında kalarak, kendi iradesiyle hayır ve şer tercih edecek ve işleyebilecek, sınır konulmamış pek çok duygularla ve üstün özelliklerle donatılmıştı. Hiçbir çirkinlik olmayan ve kötülük işlenmeyen cennet imtihan yeri değildi. Cennet insan için hem mükâfât hem de asıl vatan olarak yaratılmıştı. Mükâfâtı kazanması için de insanın sınanması ve bu çetin sınavı geçmesi gereken bir yere gönderilmesi gerekiyordu ve bunun için bir sebep lâzımdı. Kökeni Arapça olan insan kelimesi “unutan” demekti; İyiliği de, vefayı da, nasibi de, sorumluluğunu da, hatta kendini dahi unutan! Ve insan unuttu!..

… فَاَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَاَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فٖيهِۖ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ (Bakara Sûresi 36) “Şeytan oradan onların ayağını kaydırdı (onlara unutturdu) da bulundukları yerden onları çıkardı. Biz de “Birbirinize düşman olmak üzere inin! … dedik.”

Kıyamete kadar imtihan olunacak, her asırda yaşamış, yaşayan ve yaşayacak olan bütün insanlara, Hazreti Âdem’in evlâtlarına Allah........

© Risale Haber