menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Şahin Doğan'ın 'Korona Günlükleri' Kitabı Üzerine

23 12
24.12.2025

Haksızlık etmeyelim, kitabın ismi "Korona Günlükleri" ama bir de kitabın isminin üst başlığı var. Üst başlıkta: "İnsanların En Eşit Olduğu Zamanlar, Kendilerini Güvende Hissetmedikleri Zamanlardır." cümlesi serlevha yapılmış. Bu üst başlığı okuyunca, özellikle uçak kazaları aklıma geldi. Düşmekte olan bir uçakta, güvenlik açısından nasıl, genç-yaşlı, zengin-fakir, okumuş-cahil fark etmiyor. Kimse, kendini güvende hissedemiyor. Dünya da gökyüzünde bir uçak değil midir? Dünya uçağından her an, ölüm kazasıyla inebiliriz. Özellikle, koronada inme hızının arttığını görmedik mi? Ölüm de insanları, zengin- fakir, okumuş-cahil, inkârcı-iman ehli olarak ayırmıyor. Allah dünyamıza kefil ama ahiretimize kefil değil. O noktada da güvende değiliz yani.

"Hakikatle yüzleşmek için" logosunu taşıyan "Yüzleşme" yayınlarından çıkan 206 sayfalık kitap, "Korona Günlükleri" başlığı taşıyan ve günlük tadında yazılmış 63 denemeden meydana geliyor.

Bu fakire göre Şahin Doğan'ın kendini tam güvende hissetmediği konularda yazılmış kitap, benim için epeyce istifadeli oldu. Her bir günlükte, Şahin Bey'in uzun okumalarından damıtılmış, o gün içinde gördükleri, okudukları, dinledikleri ve yaşadıklarıyla daha bir görünür hâle gelmiş; güzel bir dil işçiliği ile akıcılık kazandırılmış; yine bize göre, önemli konulara yer verilmiş. Bu günlüklerin bazılarını yazıldığı dönemde sayfasından okuduğumu da hatırlıyorum.

Öncelikle, o günlerde bu fakirin de üç haftalık bir hastane dönemi olmuştu. Hatta hastanenin birinden diğerine nakledilme esnasında, ilgili doktor, yine doktor olan oğluma, babanın artık kurtulma imkânı yok, bile demiş.

Hastalığı ağır geçirdiğimiz o dönemde, Eyyub Aleyhisselam gibi, acz ve fakrımızı vesile kılarak "Günahlardan gelen manevî ve ruhî yaralarımızın şifasını niyet ederek" dua etmekten başka çaremiz yoktu. Hastalık bize, beş vakit câmi arkadaşımız birinden bulaşmıştı.

Şahin Bey'in de Birinci Günlüğünün sonunda isabetle ifade ettiği gibi "Günahlar da korona gibi bulaşıcıdır. Hatta manevî anlamda çok daha tehlikelidir." Peki, niçin tehlikelidir? Bunun cevabı Eyyup Aleyhisselam'ın kıssası özelinde, kötülük probleminin de genişçe işlendiği, İkinci Lem'a'da "Bizim manevî yaralarımız olan günahlar, pek uzun olan hayat-ı ebediyemizi tehdit ediyor." cümlesi ile verilmiş. Kaçımız bunun farkındayız acaba? Şahin Bey de koronadan öncesi ve koronadan sonrası diye ayırıyor. Fakat görüyoruz ki bu fakir de dahil, pek ders almışa benzemiyoruz. Hayatımızda, özellikle manevî hassasiyetimizde ciddi olarak değişen bir şey yok.

Bu vesileyle çok önemli bir hususu ifade etmekten geçemeyeceğim. Said Nursi, başta 2.Lem'a'da; kitaplarda pek denk gelmediğimiz orijinal bir yorumla, musibetleri ve musibetin hastalık olan kısımlarını "menfi ibadet" olarak tanımlıyor. İbadetin aslının ve asıl manasının dergâh-ı İlâhide insanın kendi kusurunu, acizlik ve fakirliğini görmesi olduğunu biliyoruz. İşte hastalıklar, hususen son korona günleri, acz ve fakrımızı tam hissettiğimiz günlerdi. Acaba acz ve fakrımızı ne kadar hissettik veya hissediyoruz. İnsanlıkta ilerlemek için, biraz düşünmek ve bunda derinleşmek gerekiyor.

Bize verilen maharet ve malzemeyle, gözlük yapıyoruz ama göz yapamıyoruz, gözün hem fakiri hem de aciziyiz. Kulak da öyle. Kulağın fakiriyiz ama kulağı yapamadığımız için de aciziz. Koronodan hastanede yatan bir Batılının önüne kabarık bir fatura konulunca ağlamıştı. Onu teselli edenlere "Ben faturadan değil, sevinçten ağlıyorum." diye cevap vermişti. Devamı çok ibretlik. "Hayatımızın devamı için bir haftalık havanın karşılığı bu muydu? Halbuki her an burnumuzun önünde hem de tam akciğerimize göre hazır bulduğumuz hava için, kaç kuruş ödüyoruz? Bu büyük nimetin bedava oluşunun sevinciyle ağlıyorum."

Evet, sadece havanın mı fakiriyiz? İhtiyacımız olan her şeyin fakiriyiz. Onları yapamadığımız için de aciziz. İşte ibadet de bunun farkında olmanın adı ve zamanıydı. Şahin Bey de İkinci Günlükte farkındalık meselesine farklı ve derin bir boyut daha katıyor. "İnsan çok trajik bir varlık, öleceğinin farkında olan tek canlı." altın cümlesiyle bunu dile getiriyor. Sevgili Şahin Bey, evet öleceğinin farkında ama bunu unutuyor insan. Birtakım fantezi şeyler de bu unutmasına yardımcı oluyor. Hem de günde elli yüz ölümü gözünün önünde görmesine rağmen unutuyor. Sizin de tanıdığınız hem de korona günlerinde, meşhur bir ateiste "Evlat ve dostlarınızdan ebedî ayrılık size bir ızdırap vermiyor mu?" diye sormuştum."Yaşarken ölüm yok, ölünce ben ve hayat yok, bundan daha iyi rahatlatıcı bir şey olur mu?" diye cevap vermişti. Bu cevaptan bir hafta sonra da sanırım en yakın arkadaşı vefat etmişti. Günde bu kadar ölüme rağmen, ben varken ölüm yok, demek nasıl bir kayıp ve feci bir sukût ve unutmadır, anlayamıyorum.

Bazıları, insanın saf vicdanından gelen ebed sesinin olmadığını iddia etse de Şahin Doğan "Rezilce bile olsa, her şeye rağmen yaşamak, yaşamda kalmak çok güzel bir duygudur." diyor, İkinci Günlüğünde. Bu kitabında Şahin Bey biraz melonkolik de olsa, onu arafta görmedim, diyebilirim. "Üstadım" dediği Said Nursi'nin ilk döneminde olduğu gibi, çokça kitap okumuş.Fakat kendini, okuduğu kitapların özellikle bir çöplük görünümdeki felsefenin dişleri arasına bırakmamış. Okudukları, güçlü ve olgun bir süzgeçten geçerek, onun leziz sentezlerine yardımcı olmuş. Risale-i Nur'dan beslenmenin bunda payı büyük. Onun çoğu........

© Risale Haber