menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Semavi Olmayan Dinlerin Kutsal Olduğu İddia Edilen Kitapları

9 0
24.07.2026

Kutsal Metinlerin Aydınlatıcı Mahiyeti ve Kutsal Olmayan Metinlerin Karanlık Yapısı-8

Semavi Olmayan Dinlerin Kutsal Olduğu İddia Edilen Kitapları

Bu kısımda işin esasında Bahailerin “Kitabu’l-Akdes” isimli kitapları da dahil bir çok uydurma metin işlenebilir. Fakat bir nümune mahiyetinde olması ve elimizde mevcut dökümanlar arasında bulunmasının verdiği kolaylıktan dolayı Yezidîlerin kutsal olduğunu iddia ettikleri “Mushafa Reş” isimli kitabın bir bölümünü aktaracak, sonra da o bölümü tahlil ve kritik edeceğiz.

MUSHAFA REŞ

Mushafa Reş, Yezidîlik veya Ezidîlik adlı beşerî dinin kutsal olduğu iddia edilen kitabıdır. Hem Yezidîlik hem Mushafa Reş, İslamiyetten sonra meydana çıkmıştır. Mushafa Reş, mukaddes semavi kitaplar ve suhuflar ile Allah dostu bazı zatların eserlerinden iktibas edilerek hazırlanmış senkretik ve derleme tarzı bir yapıdadır. Semaviliği hissettiren kısımları, mukaddes kitaplardan alınan bölümlerinde bulunmaktadır. Fakat semavi dinlerden alınan yerler dışındaki detaylar beşerî akılla ortaya konulan, kutsallıktan ve gaybî sembolik dilden uzak bir dil ve üslup taşımaktadır.

[Kitabu’l-Esved (Kara Kitap)]

Başlangıçta Tanrı, kendi yüce özünden Beyaz İnci’yi yarattı ve bir kuş yarattı ki adı Anfar’dı. Ve İnci’yi onun sırtına koydu, ve orada kırk bin yıl oturdu. İlk gün, yani Pazar günü, Azazil adlı meleği yarattı; işte o, hepsinin başkanı olan “Ta’us Melek” tir (Tavuskuşu Melek). Pazartesi günü tanrı, Dardail adlı meleği yarattı ki o, Şeyh Hasan’dır. Salı günü, İsrafil’i yarattı ki, Şeyh Şems’tir. Çarşamba günü, Cebrail adlı meleği yarattı; o da Ebu Bekir’dir. Perşembe günü, Azrail’i yarattı ki, Secaddin’dir. Cuma günü, Şemmail adlı meleği yarattı; o da Nasıruddin’dir. Cumartesi günü, Nurail adlı meleği yarattı, ki o […] Melek Taus’u (Melek Tavus) onların başkanı yaptı. Ondan sonra Tanrı, yedi göğü, yeryüzünü ve güneşi ve ayı yarattı […] İnsanı, kuşları ve tüm hayvanları yarattı, ve onları pelerininin boşluğuna yerleştirdi, ve İnci’nin üzerinden indi, melekler de yanındaydı. Sonra yüksek sesle İnci’ye doğru haykırdı, o da düşüp dört parçaya ayrıldı, içinden su fışkırdı ve deniz oldu. Dünya yuvarlaktı, üzerinde çatlak yoktu. Sonra Tanrı, bir kuş biçiminde Cebrail’i yarattı, ve dört bucağın yönetimini ona emanet etti. Sonra bir gemi arattı ve onun içinde otuz bin yıl kaldı, ondan sonra Laleş’e geldi ve konakladı. Dünyanın içinde haykırdı, ve yoğunlaşmayla deniz oluştu, ve dünya yeryüzüne dönüştü ve titremeye devam etti. Sonra Cebrail’e, Beyaz İnci’nin iki parçasını getirmesini buyurdu, parçalardan birini yeryüzünün altına yerleştirdi, öbürünü de Göğün Girişi’ne kapı olarak koydu. Sonra onların içine güneşi ve ayı yerleştirdi, onların kırpıntılarından da yıldızları yarattı, ve onları göğe süs olarak astı. Ayrıca yeryüzünü süslemek üzere meyve ağaçlarını, bitkileri ve dağları yarattı.

Halı’nın üzerinde Taht’ı yarattı. Sonra dedi ki Ulu tanrı: “Ey Melekler, Adem ve Havva’yı yaratacağım, onları insan yapacağım, ve ikisinden, Adem’in belinden halk türeyecek yeryüzünde; Azazil’in, yani Taus Melek’in toplumu olan Ezidî halkıdır bu. Sonra Şeyh Hadi Müsafir’i Suriye’den göndereceğim ve o gelip Laleş’te kalacak.”

Sonra Tanrı, kutsal ülkeye indi ve Cebrail’e, dünyanın dört bucağından toprak getirmesini buyurdu: Toprak, hava, ateş ve su. Onlarla bir adam yaptı ve kendinden ona bir ruh bağışladı. Sonra Cebrail’e, Âdem’i Cennet’e yerleştirmesini buyurdu, orada meyveyle bütün yeşil bitkileri yiyebilsin diye; ancak buğday yemesi yasaktı. Yüz yıl sonra Ta’us Melek, Tanrı’ya dedi ki: “Âdem nerede ve nasıl üreyip çoğalacak?” Tanrı ona “Yetki ve yönetimi sana bırakıyorum bu konuda?” dedi. O zaman Melek Ta’us, gidip Âdem’e sordu: “Hiç buğday yedin mi?” O da yanıtladı: “Hayır, çünkü Tanrı bu bana yasakladı, ‘Ondan yememelisin’ dedi.” Melek Ta’us şöyle dedi ona: “Yesen, senin için çok daha iyi olur.” Ama Âdem’in yedikten sonra karnı şişti ve Ta’us Melek onu Cennet’ten çıkardı, ve bıraktı, göğe çıktı. O zaman Âdem, karnının şişkinliği yüzünden acıyla kıvrandı, çünkü bedeninde çıkış deliği yoktu. Ama Tanrı bir kuş gönderdi, o da Âdem’in bedeninde bir çıkış deliği açtı, böylece Âdem rahatladı. Ve Cebrail yüz yıl ona görünmedi, ve o mutsuz oldu, ağladı. O zaman Tanrı, Cebrail’e buyurdu ve o gelerek Âdem’in sol koltuk altından Havva’yı yarattı.

Sonra Melek Ta’us, halkımıza demek istiyorum ki, çok acı çeken Ezîdîlere yardım etmek üzere yer yüzüne indi ve eski Asurluların yanında, bizim de başımıza krallar dikti; bu krallar Nesrukh (ki o Nâsiru’d-Din’dir) ve Kamush (o da, Sultan Fahrü’d-Din’dir) ve Artimus (ki, Sultan Şemsü’d-Din’dir) adını taşıyorlardı. Bundan sonra iki kral tarafından yönetildik; birinci ve ikinci Şapur adlı bu kralların yönetimi yüz elli yıl sürdü ve onların soyundan gelen Âmir’lerimiz bizi bugüne dek yönetmişlerdir, ve biz dört kabileye bölündük.

Bize khass (marul) haram kılınmıştır, çünkü kadın peygamberimiz olan Khassa’nın adını anımsatmaktadır; kuru fasulye de haramdır, koyu mavi kullanmamız yasaktır; Yunus Peygamber’e saygısızlık etmiş olmamak için, balık yememiz haramdır; Ceylanları da yemeyiz, çünkü onlar peygamberlerimizden birinin sürüsü olmuşlardı. Ayrıca Şeyh ve mürşitleri, tavus kuşuna saygısızlık etmemek için, horoz da yemeyiniz; çünkü tavus kuşu, daha önce sözü edilen yedi tanrıdan biridir ve biçimi horozu andırır. Yine Şeyh ve müritleri, helvacı kabağı yemekten sakınınız. Bundan başka, ayakta işemek, ya da oturmuş haldeyken giyinmek, ya da Müslümanların yaptığı gibi helada taharetlenmek, ya da onların banyolarında gusül etmek, bize yasaklanmıştır. Ayrıca, tanrımız olan Şeytan’ın adını ya da onu anımsatan Kitan, Şar, Şat gibi adları ya da Mel’un, […] na’l gibi sözcükleri ağza almak yasaktır.

Önce […] bizim dinimize, putataparlık dediler ve Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve İranlılar dinimizden uzak durdular. Kral Ahab ile Amran, bizdendi; öyle ki, bizim Pirbubdiye adlandırdığımız Ahab, Beelzebub’un Tanrısı’ndan yardım dilerdi. Bizim Babil’de BaktiNossor (Nebukadnezzar) adlı kralımız vardı; İran’da Ahasuerus, İstanbul’da Agrikalus da bizdendi.

Gök ve yer olmadan Tanrı, suların üzerinde bir teknenin içindeydi. Sonra, yaratmış olduğu İnci’ye kızdı, onu başından attı; incinin kırılmasından dağlar, çınlamasından kum tepeleri, dumanından da gökler meydana geldi. Sonra Tanrı, göğe çıktı ve gökleri yoğunlaştırdı; ve onları, altlarına destek koymadan yerleştirdi, ve yer yüzünü her yanından çevirdi. Sonra ellerine kalemi aldı, ve tüm yaratıklarının adlarının listesini çıkardı. Kendi özünden ve nurundan altı tanrı yarattı ki bunların yaratılması, bir lambanın başka bir yanan lambadan yakılması gibiydi. Sonra Birinci Tanrı, İkinci Tanrı’ya dedi ki: “Ben göğü yarattım; sen oraya çık, ve bir şeyler yarat.” Ve o göğe çıktığı zaman güneş var oldu. Kendisinden sonra Tanrı’ya, “Çık” dedi ve ay yaratıldı. Ve ondan sonraki Tanrı, gökleri harekete geçirdi; ve ondan sonraki Tanrı, yıldızları yarattı ve ondan sonra gelen tanrı, el-Kuragh’ı yani Sabah Yıldızı’nı yarattı; her şey böyle yaratıldı.”

Metnin Tahlili:

Başlangıçta Tanrı, kendi yüce özünden Beyaz İnci’yi yarattı ve bir kuş yarattı ki adı Anfar’dı. Ve İnci’yi onun sırtına koydu, ve orada kırk bin yıl oturdu.

[Beyaz inci, bir hadisten iktibas edilmiştir. Saf inci, rüya ve sembol ilminde, hakikatin sembolüdür; işlenmiş inci ise, hikmetin sembolüdür. İnsanın hakikati, ruhudur. İnsan ruhu ise, İlâhî nurlardan bir nur tecellisidir. Sufilerin dilinde beyaz inci, Allah'ın ilk yarattığı şey olan nur-u Muhammedî'dir. Hadis-i şerifte "Ey Câbir! Allah'ın ilk yarattığı şey senin peygamberinin nurudur.”[1] İbn-i Arabi'ye göre beyaz inci, "akl-ı evvel" dir.[2] Abdükerim-i Cilî'ye göre ruh-u Muhammedî, kalem-i a'la ve akl-ı evvel yaratma işinin kendisinden başladığı yegane cevherdir, özdür.[3] Abdülkadir Geylani Hz.leri (KS) ise “Bizim toplantımız Beyaz bir İnci üzerinde olur; Dostların içtimaı da Ka’b-ı Kavseyn'de vücut bulur.” der.[4] Bu çerçevede Beyaz İnci, aşk-ı hakiki ile Cenab-ı Hakk’a Samediyet hakikati içinde kalben vuslatın sembolüdür, denilebilir. Üstad Bediüzzaman da İhlas Suresi’ni tefsir ettiği Lemeat isimli eserinde “Allahu’s-Samed” cümlesini inci ve sadef (istiridye) sembollerini kullanarak şöyle tefsir eder: “İki cevher-i tevhide sadeftir (istiridyedir). Birinci dürrü (incisi): tevhid-i rububiyet… İkinci dürrü (incisi): tevhid-i kayyûmiyet.”[5] Yani Samediyet hakikati, celâlî Kayyumiyet ve cemâlî Rububiyet hakikatlerinin toplamı olan kemâl bir hakikattir veyahut azametli Kayyumiyet ve kemalli Rububiyet hakikatlerinin toplamı olan kibriyalı bir hakikattir. Muhyiddin-i Arabî bu minvalde Rahman suresinde geçen “Yahrucu minhüme’l-lü’lüü ve’l-mercan” (O iki denizden inci ve mercan çıkarırız) (Rahman suresi, 22) âyetini “Ezel denizinden inci çıkar, ebed denizinden mercan.” diye te’vil etmiştir.[6] İbn-i Arabî, hakikat, vücuddan mukaddem olduğu ve vücud ile cem olunca hakka inkılab ettiğinden hakikati “inci-yi ezeliyet”, hakkı ise “mercan-ı ebediyet” olarak te’vil etmiştir.

Anfar adlı kuşun yaratılışı ve Beyaz İnci’nin onun sırtına konulup kırk bin yıl orada kalması tamamen hayal ürünü bir kurmacadır. Sembolik bir manası da bulunmamaktadır. Hatta Anfar kelimesi, Arapça NFR kökünden geliyorsa, ki NFR kökü “ürküp kaçmak” anlamındadır; bu durumda anfar lafzı, Arapça’da ef’al vezninde olduğundan “en ziyade ürküp kaçan” anlamına gelir. Ki böyle bir fıtrat, üstüne bir şeyin konulmasını asla istemez, konulsa da üstünden kısa zamanda atar. Burada bir çelişki olduğu görülmektedir.]

İlk gün, yani Pazar günü, Azazil adlı meleği yarattı; işte o, hepsinin başkanı olan “Ta’us Melek” tir (Tavuskuşu Melek). Pazartesi günü tanrı, Dardail adlı meleği yarattı ki o, Şeyh Hasan’dır. Salı günü, İsrafil’i yarattı ki, Şeyh Şems’tir. Çarşamba günü, Cebrail adlı meleği yarattı; o da Ebu Bekir’dir. Perşembe günü, Azrail’i yarattı ki, Secaddin’dir. Cuma günü, Şemmail adlı meleği yarattı; o da Nasıruddin’dir. Cumartesi günü, Nurail adlı meleği yarattı, ki o […] Melek Taus’u (Melek Tavus) onların başkanı yaptı. Ondan sonra Tanrı, yedi göğü, yeryüzünü ve güneşi ve ayı yarattı […] İnsanı, kuşları ve tüm hayvanları yarattı, ve onları pelerininin boşluğuna yerleştirdi, ve İnci’nin üzerinden indi, melekler de yanındaydı. Sonra yüksek sesle İnci’ye doğru haykırdı, o da düşüp dört parçaya ayrıldı, içinden su fışkırdı ve deniz oldu.

[Kur’anda ismi geçen meleklerin ki, Cebrail ve Mikail’dir, isimleri Arapça olmasa da İbranice köküyle bir sistematik ve dil mantığı taşırlar. Mesela Mikail, Allah’ın ıslıkçısı, çobanı anlamındadır. Cebrail, Allah’ın iletişimcisi, kullar ile Allah’ı birleştiren, Allah’ın izniyle kullar üzerinde zorlayıcı bir otorite kurabilen demektir. Bu minvalde Azrail, Allah’ın ruhları koruyucu meleği; İsrafil ise Allah’ın sarfiyattan sorumlu meleği anlamındadır. İsimlerinin sonundaki “îl” lafzı, İbranice’de, Allah demektir. Yanındaki Mikail’deki “Mika” (ıslık), Azrail’deki “Azra” (koruyucu) kelimeleriyle bileşik bir ismi teşkil ederler. Bu noktada Mushafa Reş’te geçen Azazil lafzı, mukaddes metinlerde geçen bir isimdir. Ki Hz. İdris’in (AS) suhufunda geçmektedir.[7] Fakat Dardail, Nurail, Şemmail gibi isimler uydurma birer isimdir. Şemmail, şemme (koku) kökünden türetilmiş, Allah’ın kokucu meleği anlamına gelir. Fakat Dardail lafzının bir manası yoktur. Cebrail, Azrail ve İsrafil isimlerini, Mushafa Reş alır, fakat onları semavi dinlerdeki kendi hakikatleriyle değil kendi uydurulmuş düzenleri içinde Şeyh Şems, Secaddin ve Ebu Bekir olarak alır.[8] Yezidîlerin Şeyh Şems’i, İsrafil; Secaddin’i Azrail; Ebu Bekr’i Cebrail diye isimlendirmeleri, hakikatten uzaktır. Azrail-İsrafil-Mikail-Cebrail, semavi dinler nazarında kâinattaki hayat hakikatinin sevk ve idaresindeki devlet bakanları konumundadırlar. İsrafil, hayat vericilik; Azrail, hayatı sona erdiricilik; Mikail, hayatı besleyicilik; Cebrail, hayatı sevk ve idare edicilik vazifeleriyle sorumludur. Sırasıyla Allah’ın Muhyi, Mümît, Rezzak ve Mütekellim isimlerine aynadırlar. Acaba Yezidîlerin iddia ettikleri üzere Secaaddin Azrail ise sormak lazım, Secaddin isimli ölmüş gitmiş insan şu an devam eden ölüm faaliyetinde nasıl müdahildir? Dünyada sadece insanlık âleminde her gün 150.000 ölüm, yaklaşık 200.000 doğum gerçekleşmektedir. Acaba bu ölümlerden kaç tanesinde Secaddin’in, doğumlarda da kaç tanesinde Şeyh Şems’in müdahalesi söz konusudur!

Yezidîlerin sevdikleri, savundukları Azazil, Hz. Âdem’e (AS) secde etmediği için Allah’ın huzur ve rahmetinden kovulan, lanetlenen, kıyamete kadar kendisine mühlet verilen, insanlığı hak ve hakikat yolundan saptıran ve yaratılış itibariyle cinlerden olan İblîs’in o anki lakabıdır. Ki Azâzîl’in manası, Allah’ın izzet ve serbestiyet verdiği kişi anlamındadır. Bu izzeti, Allah’a karşı sergilemeye kalkışıp “İzzetin üzerine yemin ederim sen beni azgınlaştırdın”[9] küstahlığını yapınca lanetlenerek “şeytan” lakabıyla anılır hale gelmiştir. Bu çerçevede Yezidîlerin Azazil’i, güzelliğiyle meşhur “tavus kuşu” na benzetmeleri ciddi bir hatadır. Azazil’in veya diğer adıyla Melek-i Tavus’un baş melek olduğu veya seçildiği hiçbir semavi dine uymayan hayali bir kurmacadır. Tevrat’tan, Hz. İdris’in (AS) suhufundan, Kur’anın işaretlerinden ve hadislerden anlaşıldığı üzere Kerrubiyyun isimli melekler Cenrail-Azrail-Mikail-İsrafil’den de büyük meleklerdir. Azazil hiçbir zaman Cebrail’den daha üstün olmamıştır.

Metinde “Ondan sonra Tanrı, yedi göğü, yeryüzünü ve güneşi ve ayı yarattı […] İnsanı, kuşları ve tüm hayvanları yarattı” denilmektedir. Buradaki sıralama ekolojik ve biyolojik “besin zinciri” hakikatine aykırı bir sıralamadır. Oysa Tevrat’ın Tekvin (Yaratılış) kitabı kısmındaki yaratılış sıralaması, makalenin başında gördüğümüz üzere, biyoloji kanunlarıyla birebir örtüşecek tarzdadır. Semavi dinler, fıtrat kitabının tercümesi olduklarından fıtrat kanunlarıyla tam olarak örtüşürler. Beşerî metinler ise, Mushafa Reş’in bu kısımdaki ifadelerinde gördüğümüz üzere, fıtrat düzeniyle uyumsuzdur. Çünkü fıtrat düzenini bilmeyen ve kuşatamayan âciz insan aklının ürünüdürler.]

Dünya yuvarlaktı, üzerinde çatlak yoktu. Sonra Tanrı, bir kuş biçiminde Cebrail’i yarattı, ve dört bucağın yönetimini ona emanet etti.

[Dünyanın yuvarlak olması kısmı da, İslamî kaynaklardan ve Kur’andan muktebes bir mana olarak görünüyor.

Dikkat edilirse metinde Cebrail’in ikinci kez yaratıldığı ifade ediliyor. Eğer maksat aynı Cebrail’se yaratılmış bir varlığın bir daha yaratılması, ancak yok edilmesinden sonra olabilir. Aksi takdirde bu kısımda da bir çelişki olduğu görünüyor. Bu tarz senkretik, yapay metinlerde bütünlük ve mana akışı olmadığından bölümleri arasında tutarsızlıklar çok olur. Burada gördüğümüz gibi… Ayrıca dünya ve üzerindekilerin yaratılışından sonra canlılar dünyasının sevk ve idaresinde ilhamla görevli olan Cebrail’in yaratılışından bahsedilmesi de ayrı bir........

© Risale Haber