menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kur’an’da Kullanılan İbrânî Kökenli Zannedilen Lafızların Arapça Kökleri ve Vezinlerinin Tespiti

4 0
29.07.2026

Kur’an’da kullanılan, Arapça vezni tespit edilemediği için İbrânî kökenli sayılan bazı kelimeler hakikatte Arapça’dırlar. Kendilerine has vezinleri vardır. Mütedavil Arapça vezinleri içinde o kelimenin türetildiği veznin bulunmaması o kelimeyi hakikatte Arapça olmaktan çıkarmaz. Kur’an on sekiz bin âlemin Rabb-i Zü’l-Celâlinin mukaddes kelamıdır. Farklı âlemlerde bir kelimenin dünyada kullanılmayan vezninden türetilen manası bulunması gayet mümkün ve vâkidir. Ayrıca zâhiren şehadet âlemi içinde yaşayan fakat hakikatte başka âlemlerle de temas içinde olan ve meleklerden de üstün olan peygamberlerin hayatında bu gayr-ı münsarıf vezinlerin kullanılması Kur’ana nakîse değil bilakis Kur’anın i’cazının bir lem’asıdır, İnsan zihnini bu şekilde Kur’an bir kelime ile farklı âlemler ufkuna yükseltir. Bu makalede Kur’anda gerek peygamberlerin isminde gerek meleklerin isimleri ve tesbihlerinde ve gerekse insan dışı mahluklar için kullanılan bazı kelimelerin Arapça gayr-ı munsarıf vezinlerini tespit edecek ve bu vezinlerin manalarını da göstermeye çalışacağız.

Hârut ve Mârût İsimleri

Hârût ve Mârût isimleri Kur’anda yalnızca bir yerde kullanılmaktadır. İki meleğin ismi olarak aktarılır. İlgili âyet meali şu şekildedir:

“Onlar, Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Gerçek şu ki Süleyman kâfir olmadı, fakat şeytanlar kâfir oldular; çünkü insanlara sihri, Bâbil’de iki meleğe, Hârût’la Mârût’a indirileni öğretiyorlardı. Hâlbuki bu iki melek, “Biz ancak imtihan vasıtasıyız; sakın küfre sapma!” demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi. Fakat onlar bu iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa Allah’ın izni olmadıkça onunla hiç kimseye zarar veremezlerdi. Yine de kendilerine fayda sağlayanı değil zarar vereni öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu (sihri) satın alan kimsenin âhiretten nasibi olmadığını çok iyi biliyorlardı. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, bir bilselerdi! Eğer onlar iman edip kendilerini kötülükten korusalardı şüphesiz Allah tarafından verilecek sevap daha hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi!” (Bakara, 102-103)

Hârût ve Mârût isimlerinin kökü hakkında Diyanet İşleri Başkanlığı yetkililerince hazırlanan Kur’an Yolu isimli tefsirde şöyle bir bilgi aktarılır: “Hârût ve Mârût kelimelerinin aslıyla ilgili çeşitli görüşler vardır. Bir görüşe göre bu kelimelerin aslı Haurvatat ve Ameretât’tır (Lagarde, Gesammelte Abhandlungen, s. 15, 169) Bu takdirde dinî varlıklar olarak Hârût ve Mârût’a ilk defa Zerdüştîliğin dinî metinlerinde rastlanmaktadır (bk. M. Boyce, “Amurdad”, Encyclopaedia Iranica, I, 998).”

Buradaki sıkıntı bu kelimelerin Arapça veznini ve kökünü bulamamaktan kaynaklanmaktadır. Bu konuda bizlere yardımcı olacak tarzda Kur’anda aslı Arapça olup Hârût ve Mârût ile aynı vezinden türetilen “Tâlût, Câlût, tâğût” gibi kelimelerin Kur’anda kullanılmasıdır. İslam âlimleri rahatça tâğût kelimesinin kökünün “TĞY” olduğunu Kur’andaki başka âyetlerdeki kullanımlarından yola çıkarak tespit etmelerine rağmen Kur’anda tek bir yerde geçen Hârût ve Mârût kelimelerinin köklerini bulamamışlardır. Tâlût ve Câlût kelimelerinin de hakeza…

Konuya dair tahkiki şu şekilde yapabiliriz: Kur’anda MLK kökünden türetilen “mülk” ve “melekût” lafızları kullanılmaktadır.[1] Her ikisi de Cenab-ı Hakk’ın madde âlemi üzerindeki tasarruf ediciliğini ve yöneticiliğini ifade eder. Mülkiyeti elinde bulunduran........

© Risale Haber