menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Mülk ve Melekutun İçsel Simetrisi

2 0
previous day

Bismillah

Zerrelerden kürelere, atomların kalbindeki görünmez çekirdeklerden semavatın yörüngelerine kadar muazzam bir çift yönlü ayna tasarımını müşahede edelim.

Bu muhteşem kozmik aynanın bir yüzü; fen ni laboratuvarda ölçtüğü, dokunduğu, formüle ettiği ve hesapladığı maddesel "Mülk" alemidir. Diğer yüzü ise gözün arkasındaki gözle sezilen, fenlerin ulaştığı o sarsılmaz kanunların canı, ruhu ve batıni hakikati olan Melekut alemidir.

​Beşerî düşünce, din ile fenni, madde ile manayı birbirine zıt kutuplar görmemeli. Kur'an-ı Muciz-ül Beyan'ın nurlu dürbünüyle bakıldığında; din ve fen, kâinat kitabının birbirini tefsir eden iki sarsılmaz lisanıdır. Bu iki alemin tam berzahında olan insan, kendi içinde koca bir kozmosun estetik nizamını taşır. Çoğu zaman iç dünyamızda birbirine zıt kutuplar veya çatışma halinde gibi görünen akıl ve kalp, nefis ve hissiyat, aslında ruhun o mutlak tahtına hizmet eden muazzam bir içsel simetrinin parçalarıdır. İnsanın iç ülkesindeki bu simetriyi çözmek, din ile fenni imtizaç ettirerek madde ile mana arasındaki dikey bağlantıları da görünür kılacaktır.

​İçsel Simetri veyahut ayna Dengesi Nedir?

İnsanın dış dünyaya bakan cihazının, iç dünyasında onu birebir besleyen, hareket ettiren ve adeta var eden manevi bir karşılığı, bir ikizi vardır.

​Mesela, biyolojik bir gözümüz var; fakat biliriz ki asıl gören o et parçası değildir. Mesela karşınızda vefat etmiş bir insandan alınmış, anatomik olarak merceği, retinası ve sinirleri ile bir insan gözü duruyor olsun. Önüne gülü koysanız, o göz gülü göremez. Çünkü mülk alemindeki o et göz, sadece ışığı toplayan şeffaf bir mercek, düz bir cam gibidir. O kör camı, dünyayı idrak eden bir "görme" keyfiyetine dönüştüren şey, gözün arkasına bir sır gibi sürülen ruhun melekût nurudur. Mülkteki göz dışarıdaki ışığı toplar, ruh ise o ışığı içeride manaya, hayranlığa ve hakikati idrake çevirir. Görmeyi anlaşılır kılan, bu iki boyutun kurduğu dengedir.

​İşte akıl ve nefis, kalp ve hissiyat da fıtratta birbirinin zıttı değil, tıpkı göz ile görme fıtratı gibi, bir aynanın ön yüzü ile arka yüzündeki sır tabakası gibi birbirini tamamlayan bir içsel simetrinin iki kanadıdır.

​İnsanın iç ülkesindeki bu simetriyi çözmek, madde ile mana arasındaki dikey bağlantıları da görünür kılacaktır.

​Nedir bu Dikey Bağlantı?

Dikey bağlantı; topraktan veya maddeden oluşan en alt basamaktaki zerrelerin, en üst basamaktaki Emir Alemi cevheri olan ruha bağlanma kulvarıdır. İnsan, yatay düzlemde sadece dünyevi işlerini yürütürken; dikey bağlantı sayesinde bir asansör gibi maddeden manaya, akıldan kalbe, mülkten melekut alemine doğru dikey bir sıçrama gerçekleştirir. Aşağıdan yukarıya uzanan bu bağ, fıtrattaki ilahi mertebeler silsilesini sağlar.

​Fıtrattaki bu içsel simetri ve dikey bağlantı, sadece soyut birer keşif değil; kâinatın dokusuna işlenmiş sarsılmaz birer fizik kanunudur. Kâinattaki her zahirî simetrinin mülk arkasında görünmeyen, korunan batınî bir melekutu vardır. Zaman ve uzay simetrileri nasıl enerjinin ve momentumun korunum kanunlarını gösteriyorsa, insandaki akıl ve kalp simetrisi de öyle köklü bir fıtrat kanununa dayanır.

​Benzer şekilde, kuantum fiziğindeki "Holografik Prensip" ve "Kuantum Dolanıklığı" uyarınca; en alt basamaktaki zerreler ve hücreler, Kâinatın en üst boyutundaki bir bilgi levhasına dikey ve mekânlar üstü kopmaz sicimlerle bağlıdır. İşte insan, bu fiziksel ve kuantum nizamının manevî bir laboratuvarıdır; aklı mülk alemine, ruhu ise melekut dikeyine dolanmıştır.

​İnsan fıtratında akıl, mülk aleminde yön bulmaya, fiziki dünyayı anlamlandırmaya, hayatta kalmaya ve maddi olanı analiz etmeye yarayan muazzam bir alettir. Ancak tıpkı laboratuvardaki o cansız göz gibi, salt akıl da yapısı gereği şeffaf ve donuk bir cam gibidir; arkasında bir derinlik olmaksızın ışığı doğrudan geçirir. Bu aygıtı arkadan iten bir motora, mülk aleminde bir karakter kazanıp yansıtma yapmasını sağlayan batıni bir enerjiye ihtiyaç vardır. Bu şekilde; Nefis, aklın melekutu olarak düşünebiliriz yani akıl bir cam ise, onun arkasındaki "sır" tabakası nefistir.

​Dünyada "sır", düz bir cam levhanın arkasına sürülen gümüş veya alüminyum gibi koyu, parlak karışımdır. O sır olmasa cam aynaya dönüşemez, derinlik kazanamaz ve kendisine bakanı yansıtamaz. Sır, kendini tamamen gizleyerek ön tarafa aydınlık ve görüntü verir. İnsanın iç dünyasında da nefis, o karanlık, bencil, arzulayan ve beka isteyen yapısıyla aklın arkasına sürülmüştür. Akla bakıldığında nefis doğrudan görünmez; akıl dünyayı hesaplar, planlar yapar. Fakat aklın o yansıtma, benlik ve idrak kabiliyetini doğuran şey, arkasındaki fıtri nefis sırrıdır. Eğer o sır olmasaydı, akıl dünyayı yansıtamayan sığ bir şeffaflıktan ibaret kalırdı.

​Nefsin bu "sır" keyfiyeti, ayna yapımında kullanılan madenlerin keyfiyeti üzerinden tetkik edildiğinde, fıtratın mertebeleri daha berrak anlaşılır.

​Kendini terbiye etmemiş, sadece hayvani arzular basamağında kalmış bir nefs-i emmare, alüminyum keyfiyetinde düşünelim. Alüminyum; Ucuzdur, donuktur ve dikey derinliği yoktur. Arkasına alüminyum sürülmüş bir akıl, sadece sığ dünyevi menfaatleri ve günübirlik hesapları yansıtır; hakikatin derin nurlarını massedemez.

Buna mukabil Kur’an ile terbiye ve tezkiye edilen bir nefis ise, ışığı en kusursuz yansıtan o saf gümüş sırrı gibidir.

Ancak gümüşün fıtratında keskin bir hassasiyet vardır: Havayla ve kâinatın süfli sokaklarında gezen kükürt keyfiyeti vesveselerle, günah kokularıyla temas ettiği anda hızla oksitlenir ve kararır.........

© Risale Haber