Neme Lâzım, Başkası Düşünsün!..
"Neme lâzım, havalecilik, neme lâzımcılık, bana ne, bana ne gerek, bana lâzım değil" vesâire gibi ifadelerin hepsi aynı mânâya geliyor. Bu kelimelerin hepsi umursamazlığı, başkalarının sorunları karşısında kayıtsızlığı ve ilgisizliği anlatıyor. Tam da Âlem-i İslâm'ın içinde bulunduğu bir hâli ifade ediyor.
"Neme lâzımcılar" ve "Neme lâzımcılık" ziyadeleşti. Biz ise bu duruma karşı olan azınlık içinde olmalıyız ve bu az kesimin sayısını arttırmaya çalışmalıyız. Çünkü Müslüman, vazife şuuru içinde olan ve bu uğurda fedakârlık yapabilendir. Hakikî bir mü'min, samimi bir Müslüman "neme lâzım, başkası düşünsün" deyip kenara çekilemez. Bir sıkıntı ve sorun varsa çözümü için uğraşan, dertlenip didinen uğraşandır; çünkü dünyaya niçin gönderildiğinin bilincindedir. Selahaddin-i Eyyûbî için şu şekilde ifade edilmiştir ya; "Sultan Kudüs'ü o kadar düşünüyor, onun hakkında öyle dertleniyordu ki, dağların bile tahammül edemeyeceği bir ızdırap taşıyordu kalbinde." (en-Nevâdiru's-Sultaniyye, s. 213) En azından kalbinde bir nebze ızdırap hissetmelidir, "Ben Müslüman'ım" diyen. "Müslümanların derdini kendine dert edinmeyen onlardan değildir." (Hâkim, Müstedrek, Rikâk, IV, 459, Hadîs no: 7970) hadîsinde de anlaşıldığı üzere Müslüman kardeşlerine karşı gereken hassasiyeti göstermediğinden, Müslümana yakışmayan bir tutum içerisinde olmuş demektir. "Komşusu aç iken tok yatan bizden değildir." (Hâkim, 4/167) hadîsi de aynı minvaldedir ki, "neme lâzımcılığın" İslâmî ahlâka muvâfık olmadığını gözler önüne sermektedir.
"Neme Lâzım, Başkası Düşünsün!.." yazımızda evvelâ âyetleri ele alıp hususan iyiliği emredip kötülükten men' etmek üzerinde durarak bazı izahatlarda bulunduk. Ardından hadîslerde geçen bu mevzûya dâir hususları ele alıp havaleciliğin farklı boyutlarına temas ettik. Ardından Nurlar'da geçen ve bu yazımıza da isim olan "neme lâzımcılık" hakkındaki bazı yerleri nazarlara verip en sonda da iki tane kıssa ve onlardan hissemiz ile meseleyi noktaladık. Cenâb-ı Hak, farkındalığımızı ziyadeleştirip tesirini halk eylesin.
Emr-i bi'l-maruf nehy-i anil'l-münker yani iyiliği emredip kötülükten men' etmek, vazifemizdir.
Rabbimizin âyette meâlen buyurduğu gibi; "Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. İyiliği emreder, kötülükten men edersiniz." (Âl-i İmrân, 3/110) Dikkat edilirse "insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet olmak" ile "iyiliği emredip kötülükten men' etmek" bir arada kullanılmıştır. Demek ki ümmet-i Muhammed'in (asm) hayırlı olması onların bu vazifeyi deruhte etmelerindendir.
Bir başka âyette meâlen şöyle buyrulur; "O hâlde içinizden, hayra davet eden ve iyiliği emredip kötülükten men' eden bir topluluk bulunsun! Ve işte kurtuluşa erenler, ancak onlardır." (Âl-i İmrân, 3/104) Bu âyette de "kurtuluşa erenler"in vasıfları içinde "iyiliği emredip kötülükten men' etmek" geçmektedir.
Bir başka âyette Cenâb-ı Hak meâlen şöyle buyurmaktadır; "Allah'a ve âhiret gününe iman ederler, iyiliği emreder, kötülükten men' ederler ve hayırlı işlerde birbirleriyle yarışırlar! Böylece işte onlar sâlihlerdendir." (Âl-i İmrân, 3/114) Sâlihlerin vasıfları içinde sayılanlar da gösteriyor ki iyiliği emredip kötülükten men' etmenin ehemmiyeti azîmdir.
Bir başka âyette de "Allah'ın kendilerine (âhirette de) merhamet edeceği kimseler" (Bkz. Tevbe, 9/71) sayılırken "İyiliği emreder, kötülükten men' eder, namazı hakkıyla edâ ederler, zekâtı verirler, Allah'a ve Resûlüne itâat ederler." denilmektedir.
Hz. Lokman, oğluna hitap edip tavsiyede bulunurken "Namazı dosdoğru kıl; ve iyiliği emret, kötülükten de men' et ve başına gelene sabret!" (Lokman, 31/17) demesi ve o âyetin sonunda da "Şüphesiz ki bu, azmedilecek işlerdendir." ifadesi bizlere düstûr olmalıdır. Bizlerin de bu işleri yapmak için azmetmemize işaret etmektedir ki, kıyamete kadar herkese hitap edilmektedir. Nitekim İslâm dini ve Kur'ân-ı Kerîm, cihanşümûldür/evrenseldir.
Peki kötülükten men' etmemenin vebali var mıdır? Âyette meâlen geçtiği üzere; "O yaptıkları kötülükten birbirlerini men' etmezlerdi. Yapmakta oldukları şey hakikaten ne kötü idi!" (Mâide, 5/79) denilmesi ve "Hem öyle bir fitneden sakının ki, (geldiği zaman) içinizden sâdece zulmedenlere dokunmaz (umûmî olur)! Ve bilin ki şüphesiz Allah, azâbı pek şiddetli olandır." (Enfâl, 8/25) Çünkü zulme seyirci kalmak ve ona karşı koymamak da zulümdür. Yani zâlimi seyretmek ve zulmüne karşı koymamak da zâlimliktir. “Allah’ın laneti/kınama ve dışlaması/ ise zâlimleredir.” (A’raf 7/44, Hud 11/18) Yani bu âyette, Müslümanların her zaman zulme, haksızlığa, zorbalığa ve kötülüklere karşı cephe almada duyarlı olmaları emredilmekte, aksi takdirde azabın/sıkıntının bütün toplumu kapsayacağı uyarısı yapılmaktadır. "Çünkü zulme rıza zulümdür; taraftar olsa, zâlim olur. Meyletse وَ لَا تَرْكَنُٓوا اِلَى الَّذٖينَ ظَلَمُوا فَتَمَسَّكُمُ النَّارُ âyetine mazhar olur." (Kastamonu Lâhikası, s. 207) Yani "Zulmedenlere en küçük bir meyil göstermeyin; yoksa Cehennem ateşi size de dokunur." (Hûd, 11/113) Demek ki kötülüğü ve zulmü bildiğimiz hâlde mâni olmamak da vebâl ve mesuliyettir.
Enfâl Sûresi'nin 25. âyet-i kerîmesinin tefsîri sadedinde Elmalılı M. Hamdi Yazır merhum şöyle demektedir;
«Şu halde bu âyeti sırf ferdî bir mânâda almamalı, ferdî nefsi ve tümüyle toplumun kendisini içine alan bir mânâ anlamalıdır. Yani her ferd, kendi ferdliğinde vazifesini bilir ve yapar. Müslüman sosyal toplumu da bütün işleri itibariyle toplum halinde iyilik üzere bulunur, bizzat hidayet üzere gider, ferdî nefis ferdliğinde, sosyal nefis sosyalliğinde hidayet ve iyiliğini muhafaza ederse, onlara kâfirlerin, müşriklerin, yabancı milletlerin sapıklıkları hiçbir zarar vermez. Yoksa "Ben yapmıyorum ya, başkaları ne yaparsa yapsınlar" deyip de toplum işlerinin işleyişiyle ilgilenmeyen ve onun düzelmesini görev edinmeyenler, kendi şahıslarında doğru yolu tutmamış ve yuları, şerli önderlerin ve sapık kişilerin ellerine teslim etmiş olacaklarından dolayı, herhalde sorumlu olur, zarar görürler. Bununla beraber âyet bize asıl şunu da gösteriyor ki, kurtuluş ve toplumun hidayeti, kurtuluşun başlangıcı ve hidayeti de ferdîdir. Fertler doğrulunca toplum da doğrulmuş olur. Toplumu ıslah ve tazim etmek isteyen kişiler ilk önce kendilerini düzeltmeli, iyiliği emir ve kötülükten menetmeye önce kendi şahıslarından başlamalıdırlar. Her fert, hak yolunu tutup kendini bizzat düzeltince,........
© Risale Haber
