menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Toplumsal Barış için Nasıl Bir Anayasa ve Hukuk Reformu?

36 0
10.06.2025
SORUŞTURMA

Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, Prof. Dr. Mustafa Erdoğan ve Prof. Dr. Sevtap Yokuş, toplumsal barışa giden yolda anayasa ve hukuk reformu için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini Perspektif için değerlendirdi.

NAMAN BAKAÇ 10 Haziran 2025

Mülakat: Naman Bakaç

Anayasa değişikliği talepleri, erken siyasi tarihin en çok tartışılan ana gündemlerden biri. 1982 darbe anayasası ardından 1983’te başlayan bu tartışma 2025’te de yurt içi ve bölgesel konjonktürün zorlamasıyla birlikte tekrar gündemde. Yeni anayasa arayışının, PKK’nin fesih ve silah bırakma kararıyla birlikte ağırlıklı olarak bir tür çatışma çözümü etrafında şekillenmesi kaçınılmaz görünüyor. Kaçınılmaz olan bu gerçekliğin hangi ilkeler üzerine bina edileceği, nasıl bir yol haritasının izleneceği ve en önemlisi de hangi tür siyasal, toplumsal, yargısal, idari ve hukuki veçhelere neşter vuracağı da bir o kadar konuşulmalı, tartışılmalı, yazılıp-çizilmelidir.

Anayasaların toplumsal sözleşmeler olması ve bu sözleşmenin rızaya dayalı şekillenmesine yönelik olarak aktüel siyasette farklı argümanlar gün yüzüne çıktı. Öcalan, bunun kardeşlik hukuku için yeni bir sözleşmeye dayalı olmasını dillendirirken, DEM Parti yönetimi kardeşlik hukukuyla beraber özgür, sivil ve eşit olması gerektiğine dair vurguyu da öne çıkardı. Cumhur İttifakı, Terörsüz Türkiye ve bin yıllık kardeşlik ittifakı ekseninde; CHP ihtiyatlı bir dille barış ekseninde; İYİ Parti ise en ulusalcı şekilde konumlandığını gösterdi. Kardeşlik hukuku, sivil, barışçıl, özgür ve eşit haklar temelli vurgular; terör, şiddet ve çatışma ortamından huzurlu, demokratik ve barışçıl bir toplum düzenine geçiş için anayasa yapımında dikkate alınması gereken parametreler olarak toplumun kahir ekseriyetinde makes buldu.

Perspektif, toplumsal barışa giden yolda anayasa ve hukuk reformu için nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini ve bu yolda hangi somut reform adımlarının atılmasının kaçınılmaz olduğunu, Anayasa Hukukçularına soran bir soruşturma dosyası hazırladı. Dicle Üniversitesi’nden Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, 2016’da akademiden ihraç edilen Prof. Dr. Mustafa Erdoğan ve Altınbaş Üniversitesi’nden Prof. Dr. Sevtap Yokuş görüşleriyle bu dosyaya katkıda bulundu.

Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem - Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesi

BAHÇELİ’NİN “TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NE VATANDAŞLIK BAĞI İLE BAĞLI OLAN HERKES, EŞİT HAK VE YÜKÜMLÜLÜKLERE SAHİPTİR” ÖNERİSİ ANAYASA HÜKMÜNE DÖNÜŞTÜRÜLMELİDİR

Yeni bir çatışma çözüm süreci yaşıyoruz. PKK’nin fesih ve silah bırakma kararı almasıyla birlikte negatif barışı sağlama noktasında önemli bir merhale aşılmış oldu. PKK’nin böyle bir karar almış olması tek başına çok önemli ve bir o kadar da değerlidir. Bu karar sadece Türkiye Kürtleri ve legal Kürt siyaseti açısından değil, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı diğer üç ülke Kürtleri ve hatta dünyanın dört bir köşesinde yaşayan Kürtler bakımından da çok olumlu sonuçları olacaktır. Yaklaşık 40 yıllık silahlı çatışmaların yaratmış olduğu insani, mali, toplumsal ve siyasi maliyet dikkate alındığında, bu kararın bütün Türkiye açısından da çok değerli ve anlamlı olduğu anlaşılacaktır.

Yaklaşık 50 yıllık geçmişi olan silahlı bir örgütün kendisini dağıtmasının ve silahlarını terk etmesinin güçlükleri açıktır. Bir taraftan bu güçlükleri kolaylaştırabilmek, diğer taraftan da hem süreci hızlandırabilmek ve hem de sürecin enfekte olmasını engellemek için çok gecikmeden birtakım adımların atılması yararlı olacaktır. Devlet Bahçeli’nin TBMM’de geniş katılımlı bir komisyonun kurulması gerektiğine ilişkin teklifi, meselenin aciliyetini ve önemini yeterince ortaya koymaktadır. Böylesi bir komisyonun oluşturulması ve TBMM’nin sürecin gerektirdiği hukuki adımları bir an önce atması, ortaya çıkması muhtemel risk ve tehditleri bertaraf edecektir.

Sürecin ilk gününden bugüne kadar etkili ve yetkili isimlerin yaptıkları açıklamalar ile otoriter ve baskıcı politikaları sürdürme konusundaki iktidarın tavrına bakıldığında, bu sürecin önemli ölçüde negatif barışı sağlamakla sınırlı kalacağını, pozitif barışı sağlamaya dönük -en azından kısa vade içerisinde- çok ciddi adımların atılmayacağını söylemek mümkündür. Dolayısıyla atılacak hukuki adımlar daha çok negatif barışı sağlamaya yönelik hukuki adımlar olacaktır. Bu bağlamda, örgütün almış olduğu fesih ve silah bırakma kararı sonrasında bu kararın gerektirdiği hukuki zemin oluşturulacaktır. Hukuki zemin ise sadece örgüt yöneticileri ve üyeleri ile sınırlı olmamalı, -ortada artık bir silahlı örgüt kalmadığına/kalmayacağına göre- terör örgütüne üye olmak ya da buna benzer suçlardan dolayı hüküm giyip cezaevlerinde olanlar ve yurt dışına çıkmış olanları da kapsamalıdır.

İDARİ VE YARGISAL PRATİĞİN İYİLEŞTİRİLMESİ ELZEMDİR

Öte yandan, bir önceki çözüm sürecinde de ısrarla talep edilen hasta mahpusların tahliyelerinin sağlanması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları doğrultusunda umut hakkının tanınması ve siyasi suçlulara yönelik uygulanan negatif ayrımcı uygulamalara son verilmesi amacıyla İnfaz Kanunu’nda gerekli değişiklikler yapılmalıdır.

Sağlanacak negatif barış kalıcı bir pozitif barışla taçlandırılmak isteniyorsa, çok geniş kapsamlı bir reform programı hazırlanıp bir takvim çerçevesinde hayata geçirilmeye çalışılmalıdır. Burada esas olan siyasi iradedir. Siyasi iradenin kalıcı barışı sağlama hususunda kararlı bir tutuma sahip olması halinde böyle bir programın hazırlanması çok güç olmayacaktır. Zira bugüne kadar yapılması gerekenlere ilişkin olarak hem devlet katında hem de sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin yaptıkları sayısız çalışma mevcut. Bunlardan rahatlıkla istifade edilebilir.

Önemle ifade etmek gerekir ki bu reform programı sadece hukuki düzenlemelerle sınırlı bir program olmamalıdır. Bundan çok daha önemlisi, yapılacak hukuki düzenlemeleri hayata geçirecek kamu görevlilerinin ve yargı mensuplarının sürecin doğasına uygun hareket etmelerinin sağlanması gerekir. Yani idari ve yargısal pratiğin iyileştirilmesi elzemdir.

Kalıcı barışın inşasında anayasa düzeyinde üç başlık altında düzenleme yapılması doğru olacaktır. Birincisi, kültürel kimlik haklarının güvence altına........

© Perspektif