menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kur’an Hamalı Bir Derviş: Kemal Kelleci

14 0
16.09.2026

Kur’an Hamalı Bir Derviş: Kemal Kelleci

Kur’an Hamalı Bir Derviş: Kemal Kelleci

Geçtiğimiz günlerde vefat eden Kemal Kelleci, onu uzun yıllar yakından tanıyan isimlerin hafızasında sıra dışı bir şahsiyet olarak kaldı. 58 yıllık dostu Süleyman Arslantaş, 55 yıllık arkadaşı Ahmet Ertürk ve 54 yıllık arkadaşı Mahmut Cevval, Kemal Kelleci’yi ve geride bıraktığı izleri anlattı.

11 Eylül 2026’da Ankara’da 92 yaşında vefat eden Kemal Kelleci için televizyon, gazete ve radyoların neredeyse tamamı O’nu “Anadolu’nun Kur’an Dervişi” ve “Anadolu’ya tefsir taşıyan adam” olarak tanıttılar. Kur’an ve Derviş kavramları, ilk bakışta kimilerine yanyana durmayacak iki kavrammış gibi gelebilir. Oysa Farsça “der” (kapı) ve “viş” (eşik) kelimelerinin birleşmesinden oluşan derviş kelimesinin, lügati olarak “kapı kapı dolaşan, kapı eşiğinde duran, yoksul” anlamlarına geldiğini öğrendiğimizde Kemal Kelleci’nin Anadolu’yu karış karış dolaşmasından ve bu dolaşımda Süleyman Arslantaş’ın ifadesiyle hiçbir zaman “rant devşirmeyen” tutumundan dem vurulduğunda hem lügati ve ıstılahı anlam hem de bizzat hayatında gösterdiği gibi gerçek anlam makes bulur. Derviş’teki yoksul kelimesine gelince, Kemal Kelleci’nin dolu dolu İslam ve Kur’an’a dönük hizmet mücadelesinde paraya-pula zaman kalmadığından zaten yoksuldu. 

Bu arada dervişin (burada Kemal Kelleci) dünyevi şeyleri devşirmemesini sadece kelimelerin tesadüfi şekilde yanyana gelmesiyle izah edemeyiz. Zira bizzat yaşamıyla, duruşuyla, sözleriyle, adanmışlığıyla, cömertliğiyle, gayretiyle ortaya koyan Kemal Kelleci olunca tesadüf değil bilakis kavramlar bile O’nun hayatına şahitlik ediyor adeta denilse abartıya kaçmaz. Devlet Demiryollarında yıllarca çalışmasının getirdiği imkân ile Kur’an, Meal ve Seyyid Kutub’un ünlü Fî Zılâl’il-Kur’an tefsirini Anadolu’nun ücra şehirlerine o meşin siyah çantasıyla taşırken kâh öğrenci evinde kâh öğrenci yurtlarında kâh Birleşik Dağıtım’da Ahmet Ertürk’ün ifadesiyle mıy mıy şeklinde değil adeta sohbetini teatral bir gösteriye dönüştüren edayla bilinirdi Kemal Kelleci. Bir savaşçıydı. Dur durak bilmez, pes etmez ve her savaşçıda görülen adanmışlık timsaliydi. Tıpkı çağdaşı Ercümend Özkan gibi. İlklerin kaderi bu olsa gerek. Tür olarak azdırlar, yalnızdılar ancak mücadeleleriyle arkalarında kalabalıklar da bırakırlar. Derviş aynı zamanda yalnız kapı kapı dolaşandır bu arada.

Biz de bu kalabalıklardan bir kaçına Kemal Kelleci sizin için ne anlam ifade ediyor? Var mı sizde unutamadığınız bir hatırası, neydi bu dervişin derdi? diye 58 yıllık dostu araştırmacı-yazar Süleyman Arslantaş’a sorduk, Ankara’da Mülkiye’de öğrenci olarak başlayan tanışıklığı 55 yıldır süren Ahmet Ertürk’e sorduk ve yine Mülkiye kökenli 54 yıllık arkadaşlığı sürmüş olan araştırmacı Mahmut Cevval’e sorduk. Kemal Kelleci’nin bir şekilde rahle-i tedrisatının kıyısından köşesinden geçmiş yüzlerce bürokrat, bakan, milletvekili, asker, müteahhit, araştırmacı, gazeteci, yazar, akademisyen, öğretmen….üstelik daha bir varken.

Süleyman Arslantaş/Araştırmacı-Yazar

ANADOLU TOPRAKLARINI ÇAĞDAŞ BİR DERVİŞ GİBİ OMZUNDA TAŞIYAN ADANMIŞ BİR HİZMETKÂRDI

1960 ihtilali ve ardından yapılan 1961 Anayasası birçok yönleri ile şer olarak nitelendirilmişti. Bütüncül İslam’la tanışma fırsatı bulamamış Anadolu insanı, 1961 Anayasası ile başlayan ve daha çok DP iktidarı zamanında yer altına inen ‘Türk Solu’nu yer üstüne çıkarmak için birçok özgürlüklere kapı aralayan 61 Anayasası aynı zamanda İslami kesim için de bir fırsat oldu diyebiliriz. Çok kısıtlı kitap, dergi, telif, tercüme eserleri, Anadolu insanının bütüncül İslam’la ya da Kur’ani İslam’la tanışmalarına yetmiyordu. Böyle bir atmosferin ardından gelen 27 Mayıs ihtilali ve 61 Anayasasından ‘Türk Solu’ kadar İslami kesim de nasibini almaya başladı. 

Merhum Salih Özcan Bey’in başında bulunduğu ‘Hilal Neşriyat’ İhvan orjinli İslami eserlerin tercüme ve dağıtımında fevkalade faydalı oldu. Bunlar arasında başta Seyyid Kutub, Mevdudi, Malik b. Nebi, Abdulkadir Udeh, Muhammed Kutub v.d. eserleri Türkiyeli Müslümanların tabir-i caizse ezberini bozdu ve babalarından, dedelerinden gördükleri İslam’dan çok farklı bir İslam’la yüz yüze geldiler. Tabii ki bu İslami anlayışın Anadolu sathına yayılabilmesi için gönüllü emektarlara da ihtiyaç vardı. 1960’ların ortalarında Seyyid Kutub-Mevdudi rüzgârının arttığı bir ortamda bu kutlu işin emektarlığına soyunanlardan birisi de Kemal Kelleci idi. 1960’lı yılların Ankara’sında klasik olmayan bir Müslümanla tanışmak isteyen hemen herkesin mutlaka uğradığı yerlerin başında, Ankara Kızılay Turtes İş Merkezinde yer alan ve tabelasında “Saatçi Musa-Kitapçı Musa” ibaresi bulunan sevgili Musa Çağıl Abi’nin işyeri gelmekteydi. Yine bir mesai sonrası akşamında Musa Abi’nin işyerine uğradığımda uzun saçlı, dağınık, sert, yer yer de argoya kaçan bir üslupla konuşan birine rastladım. Musa abi, dikkatlice ve biraz da hayretle dinlemeye çalıştığım bu şahıs ile beni tanıştırdı. Kemal Kelleci ile ilk kez 1968’de orada tanıştım.

KEMAL KELLECİ’NİN BENDE BIRAKTIĞI İNTİBA, KUR’AN MERKEZLİ ANLAYIŞIN ‘HAMAL’I OLDUĞUDUR

Kemal Kelleci’nin bende bıraktığı ilk ve son intiba onun bir fikir adamı olmaktan çok fikir adamlarının güzide, Kur’an merkezli fikir ve anlayışlarının ‘HAMAL’ı olduğudur. Hem öyle bir hamallık ki, dünyalık olarak hemen hiçbir getirisi olmayan bilakis götürüsü olan bir hamallık. Yaşı 70’in üzerinde olan ve yolu Ankara’ya çeşitli nedenlerle düşmüş bulunan neredeyse tüm İslam sevdalısı, Kur’an meraklısı hemen herkesin bir şekilde tanıştığı isimdi Kemal abi… Kemal Kelleci, yalnızca Ankara’ya yolu düşenlerin tanıdığı veya tanıştığı bir insan değildi. Bektaşi’nin dediği gibi; ‘evliyada kibir gurur olmaz o gelmezse, biz onun ayağına gideriz…’ anlayışı ile İstanbul, Adana başta olmak üzere Anadolu topraklarını çağdaş bir derviş gibi omzunda dolaşan adanmış bir hizmetkârdı. Kemal Kelleci fikri akım olarak neyi temsil ederdi? sorusuna verilebilecek cevap şudur ki; o, hiçbir tarikat, akım hatta mezheb bağımlısı ve bağlantılısı değildi. Seyyid Kutub’u İhvancı olduğu veya Nasır rejimine karşı olduğu için seven birisi değil, onu yalnızca Kur’an hizmetkârı, Kur’an’ın anlaşılmasının, Kur’an neslinin yetişmesinin ve yetiştirilmesinin öncülerinden olduğu için seven birisidir. Bu yüzden de Seyyid Kutub’un Fizilâl-il-Kur’an’ı ile Mevdudi’nin ‘İslam’da İhya Hareketleri’, ‘Kur’an’da Dört Terim’ kitaplarını gücünün üstünde bir performansla dağıtmaya, okutmaya, okunmasına vesile olmaya çalıştı.

1960’ların ortalarında Ankara’da öncülüğünü Selami Çekmegil’in yaptığı Üniversiteliler Fikir ve Aksiyon Birliği kısa adı ÜFAB olan bir kuruluş vardı. Bu kuruluşun içersinde bugün çeşitli siyasi ve bürokratik mevkilerin........

© Perspektif