menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çocuk Odaklı Şehir İnşa Edelim mi?

11 1
22.03.2025

Eğer bir çocuğun yaşadığı mahallede oyun oynayabileceği bir park yoksa, güvenle yürüyebileceği yollar tasarlanmamışsa, nitelikli bir okula erişimi bulunmuyorsa, topluluk merkezlerine erişimleri devasa otobanlarla kesiliyorsa, okula giderken geçtiği yollar aydınlatılmıyorsa, o şehir gerçekten gelişmiş bir şehir, o ülke gerçekten gelişmiş bir ülke olabilir mi?

Bir şehir, içinde büyüyen çocukların hayallerini ne kadar taşıyorsa o kadar yaşanabilirdir. Ama biz çocukların sesini, gülüşlerini, oyunlarını, temel gelişim araçlarına erişim imkânlarını şehrin tasarımına ne kadar dahil ediyoruz? Sokaklar otoparklarla dolarken, oyun alanları inşaat projelerine kurban edilirken, çocukların şehirdeki varlığı giderek silikleşiyor.

Şehir dediğimiz alan, yetişkinlerin hızıyla, ekonominin kurallarıyla, binaların gölgesiyle şekillenir hale geliyor.

Eğer bir çocuğun yaşadığı mahallede oyun oynayabileceği bir park yoksa, güvenle yürüyebileceği yollar tasarlanmamışsa, nitelikli bir okula erişimi bulunmuyorsa, topluluk merkezlerine erişimleri devasa otobanlarla kesiliyorsa, okula giderken geçtiği yollar aydınlatılmıyorsa, o şehir gerçekten gelişmiş bir şehir, o ülke gerçekten gelişmiş bir ülke olabilir mi?

Oysa çocuk dostu şehir, sadece birkaç oyun parkı inşa etmekle sınırlı bir kavram değil. Çocuk dostu şehir, çocuğun her gün dokunduğu her alanın onun gelişimini desteklemesi demek. Okul yolundan başlayarak, kamusal alanların ve hizmetlerin erişilebilirliğine kadar uzanan geniş bir çerçeveden bahsediyoruz. Çocuklar için oyun alanlarının, kültür ve eğitim mekânlarının erişilebilir olması, yalnızca belirli merkezlere yığılmaması gerekiyor.

Bugün birçok büyük şehirde kamusal eğitim imkânları, sanatsal ve kültürel etkinlikler ya belirli bölgelerde yoğunlaşmış durumda ya da yüksek gelir grubuna hitap eden alanlarla sınırlı kalıyor. Oysa bir şehri çocuk dostu kılmanın temel şartlarından biri, bu imkânların tüm mahallelere eşit şekilde yayılmasıdır.

“Çocuk Odaklı Şehir” Projesi Ne Sunuyor?

İşte tam da bu noktada “Çocuk Odaklı Şehir” devreye giriyor.

Suna Kıraç’ın mirasını yaşatmak ve çocuklar için kurduğu eğitim odaklı hayallerin gerçekleşmesine katkıda bulunmak amacıyla İpek Kıraç öncülüğünde birkaç yıl önce yola çıkan Suna’nın Kızları kolektif etki inisiyatifi bünyesinde oluşan Araştırma Destek Topluluğu tarafından hazırlanan bu eşsiz dijital portal, çocukların -özellikle de kız çocukların- eğitim başta olmak üzere hak ettikleri hizmetlere eşit biçimde erişmelerini sağlamak için iki yıllık bir çalışma sonucunda çok paydaşlı şekilde tasarlandı.

Dijital portalın yer aldığı ve insanın içini umutla dolduran “Çocuk Odaklı Şehir: Bir Eşitlik Arayışı” adlı sergi, 4 Mayıs gününe kadar (pazar günleri hariç haftanın her günü 10.00-19.00 saatleri arasında) Beyoğlu’nda bulunan İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nde gezilebilir.

Serginin ikinci bölümünde, kız çocukların katılımıyla gerçekleştirilen atölyelerin çıktılarıyla çocukların gözünden İstanbul’daki mahalleler odağa yerleştiriliyor; çocukların hazırladığı “konuşan fotoğraflar” ve fantastik canavarlar, kentsel mekânda eşitlik arayışının onlar için önemini anımsatıyor.

Ama bu sadece bir harita veya bir sanat etkinliği değil. Bir şehrin, çocukların -özellikle de kız çocukların- gözünden nasıl görülebileceğine dair bir pusula, bir eşitlik ve adalet çağrısı.

Örneğin bu dijital platformda, 1 kilometre yakınında okul bulunmayan mahallelere dikkat çekiliyor ve aynı İstanbul içinde bazı mahallelerde yıllık ücreti 1 milyon lirayı bulan okullar varken, birkaç kilometre ötesinde gelir seviyesi düşük bölgelerde eğitim sorununun ne kadar büyük olduğunu bizlere en çarpıcı verilerle anımsatıyor.

“Kız Çocuklar İçin, Kız Çocuklar İle Birlikte” sloganıyla ilerleyen bu proje, çocukların ihtiyaçlarını ve karşılaştıkları engelleri mahalle ölçeğinde ayrıştırılmış veriler ve analizler eşliğinde anlamaya odaklanarak, veri temelli karar almanın şehirleri çocuk dostu hale getirmedeki kritik rolünü gözler önüne seriyor. Zira Türkiye’de çocuklarla ilgili bazı verilere erişmek çok kolay değil ve bu durum da sahada doğrudan çocuklarla çalışan sivil toplum kuruluşları ve uzmanları olumsuz etkiliyor.

Diyelim ki bir iş insanı İstanbul’da erken çocukluk aşaması bir kreş inşa etmek istiyor. Kadıköy veya Beşiktaş gibi zaten eğitim olanaklarının yoğunlaştığı bölgeler yerine, gerçekten ihtiyacın olduğu bir mahalleyi seçmek istiyor. İşte burada veri temelli haritalar devreye giriyor. Hangi mahallede okul eksik, hangi semtte çocuklar eğitime erişimde zorluk çekiyor? Şu mahallede 0-4 yaş arasında kaç çocuk ve kaç eğitim kurumu var? Tüm bu soruların yanıtı veride saklı. Doğru veri, doğru yatırım kararlarının ilk adımını getirir ve gerçek bir toplumsal dönüşümün kapısını aralar.

Tıpkı Suna Kıraç’ın o güzel sözündeki gibi: “Planlarımızı, önümüzdeki yoğun sise göre değil, ilerideki parlak........

© Perspektif