menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

20’nci Yılında Katılım Müzakereleri: Yeni Şeyler Söylemenin Vakti Gelmedi mi?

14 9
14.03.2025

Türkiye-AB ilişkileri, 21’inci yüzyılın hızla değişen küresel dinamikleri ve çok katmanlı uluslararası ilişkiler çerçevesinde önemli bir dönüşüm sürecine ihtiyaç duyuyor. Zira ne Avrupa’nın geleceği Türkiye’den ne de Türkiye’nin geleceği Avrupa’dan ayrı düşünülebilir. Kaybet-kaybet yerine kazan-kazan anlayışıyla şekillenecek sürdürülebilir ve stratejik bir işbirliği, hem Türkiye hem de AB için küresel ve bölgesel hedeflere ulaşmayı kolaylaştıracaktır.

Tarih, durmaksızın devinen bir nehir gibi, bazen coşkuyla çağlarken bazen de dingin bir gölde kendi aksini seyre dalıyor. Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkileri de tam bu noktada, uzun süredir hareketsiz duran bir su birikintisini andırıyor. Zamanın ruhuna yenik düşen bir sessizlik içinde…

Oysa siyaset, doğası gereği, durağanlığa tahammülü olmayan bir alan; ya akışa yeniden yön verilir ya da zaman, kaçırılan fırsatların üstünü örten bir kum saati gibi durmaksızın işler.

Uluslararası mimaride yaşanan küresel çalkantılar, yükselen otoriter popülizm, Avrupa’da derinleşen çatlaklar ve değişen bölgesel dengeler karşısında, Türkiye ve Avrupa’nın birbirine dönüp yeniden konuşmasının vakti. Türkiye-AB ilişkileri, 21’inci yüzyılın hızla değişen küresel dinamikleri ve çok katmanlı uluslararası ilişkiler çerçevesinde önemli bir dönüşüm sürecine ihtiyaç duyuyor. Zira ne Avrupa’nın geleceği Türkiye’den ne de Türkiye’nin geleceği Avrupa’dan ayrı düşünülebilir.

Ancak son yıllarda ilişkiler, stratejik derinlikten yoksun bir şekilde durağanlaştı; üyelik müzakereleri durma noktasında (“standstill”) ve taraflar arasında güven bunalımı gelişti. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize muafiyeti gibi somut konuların yanı sıra üyelik perspektifi de mevcut siyasi ve ekonomik zorlukların gölgesinde askıda kaldı.

20 yıl önce büyük umutlarla açılan -ve benim gibi AB alanında ihtisaslaşmak üzere yurt dışında eğitim gören birçok gencin o dönemde ülkesine geri dönüp sürece katkı sağlaması için bir teşvik unsuru olan- Türkiye-AB üyelik müzakereleri bugün neredeyse tamamen durma noktasına gelmiş durumda. Oysaki bu ilişki, basit bir diplomatik dosya olmaktan çok öte, iki tarafın da geleceğini şekillendirebilecek stratejik bir ortaklık.

Bugün, Avrupa’nın yaşadığı zorluklar ve küresel düzeyde hızla değişen dengeler, Türkiye ile AB’yi yeniden aynı masaya oturmaya zorluyor. Ancak bu kez gerçekçi, sürdürülebilir ve kazan-kazan esasına dayalı bir işbirliği inşa etmek zorundayız.

Bugün, tarihi ve coğrafi bağlarla örülü bu ilişkinin kaderi yeniden yazılmak zorunda. Küresel çalkantılar, büyük güç mücadeleleri ve özellikle Trump’ın ikinci kez ABD Başkanlığı koltuğuna oturması sonrası uluslararası siyasetin değişen manzarası, Türkiye ve Avrupa’yı yeni bir işbirliği söylemiş geliştirmeye davet ediyor. Ama bu kez, geçmişin hayal kırıklıklarıyla değil, bugünün ve geleceğin kaçınılmaz zorunluluklarıyla…

Avrupa’nın Türkiye’ye İhtiyacı Var, Türkiye’nin de Avrupa’ya

Avrupa, içeride ekonomik durgunluk, siyasi çalkantılar ve büyüyen aşırı sağ tehdidi ile mücadele ederken, dışarıda da küresel güç dengeleri içinde bir beka mücadelesi veriyor. Türkiye ise, bölgesindeki krizlerin merkezinde yer alarak, jeopolitik açıdan giderek daha kritik bir aktör hâline geliyor. Bu bağlamda, her iki tarafın da birbirinden vazgeçmesi mümkün değil.

Ekonomik ilişkiler zaten güçlü bir şekilde devam ediyor. AB ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi 206 milyar euro ile tarihi rekor kırmış durumda. Türkiye, Avrupa’nın beşinci en büyük ticaret ortağı hâline geldi. Peki, ekonomik bağlar bu kadar güçlüyken siyasi ilişkiler neden yerinde sayıyor? Bunun en büyük sebebi, güven eksikliği ve karşılıklı olarak atılması gereken adımların ertelenmesidir.

Türkiye-AB İlişkileri Stratejik Bir Dönüşüme İhtiyaç Duyuyor

Diplomasi, akademi ve sivil toplum alanından önemli uzmanların yer aldığı saygın düşünce kuruluşlarından Global İlişkiler Forumu (GIF) tarafından Mart ayı başında açıklanan “Katılım Müzakerelerinin 20. Yılında Türkiye-Avrupa Birliği İlişkilerini Yeniden Canlandırmak: Yeni Bir Yol Haritası” başlıklı rapor bu açıdan oldukça kapsamlı.

Rapor, Prof. Dr. Sinem Akgül-Açıkmeşe, Nilgün Arısan Eralp, emekli büyükelçi Fatih Ceylan, Prof. Dr. Atila Eralp, Prof. Dr. Ahmet İçduygu, Eşref Ruşen İnceoğlu, emekli büyükelçi Erdoğan İşcan, Dr. Bahadır Kaleağası, Fulya Kocukoğlu, emekli büyükelçi Selim Kuneralp, Doç. Dr. Çiğdem Nas, emekli büyükelçi Özdem Sanberk, emekli büyükelçi Rauf Engin Soysal ve emekli büyükelçi Selim Yenel’in imzalarını taşıyor.

GIF, Türkiye-AB arası işbirliğinin yalnızca düzensiz göç veya enerji gibi kriz yönetimi veya dar çıkar eksenlerinde ele alınmasının yetersiz kalacağını; aksine uzun vadeli, sürdürülebilir ve yapıcı bir perspektifle ilişkilerin şekillenmesi gerektiğini savunuyor. Bu açıdan da söz konusu rapor, müzakerelerin 20’nci yıldönümünün, işbirliğini geliştirmeye yönelik somut önerilerin geliştirildiği, tarafların birbirlerini “yeniden keşfettiği”, ilişkilerini ortak çıkarlar temelinde yeniden inşa ettiği ve yepyeni bir vizyonun ortaya konduğu bir dönüm noktası olması gerektiğini vurguluyor.

GIF’in 2021 yılında yayımladığı “Türkiye-Avrupa Birliği İlişkileri İçin Yol Haritası” başlıklı özel raporu, bu zorlukların nasıl aşılabileceğine yönelik önemli öneriler sunmuştu. Ancak öneriler hâlâ güncelliğini korusa da, aradan geçen süre içinde kayda değer bir ilerleme sağlanabilmiş değil. GIF, tam da bu nedenle, değişen bölgesel ve uluslararası dinamikleri de göz önünde bulundurarak, ilişkileri yeniden canlandırmak için somut adımlar atılması çağrısında bulunuyor.

Dolayısıyla Türkiye ve AB’nin birbirine olan bağımlılığı, ilişkileri canlandırmak için stratejik fırsatlar sunuyor. Ancak bunun için tarafların yalnızca pragmatik işbirlikleriyle yetinmesi değil, uzun vadeli bir ortak vizyon oluşturması gerekiyor.

Türkiye, Avrupa Güvenliğinin ve Ekonomisinin Anahtar Ülkesi

GIF’in son raporu da gösteriyor ki Türkiye ve AB, vizyoner davranarak ve birbirlerine olan bağımlılıklarını avantaja çevirerek ilişkileri yeniden canlandırabilir. Ama bunun için sadece günü kurtaran işbirlikleriyle yetinmek yerine, uzun vadeli bir vizyon oluşturmak şart.

Türkiye, jeopolitik konumu ve bölgesel gücüyle AB’nin güvenlik ve savunma politikalarında kilit bir ortak olabilir. Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin NATO ve Avrupa savunma projelerindeki yerini daha da önemli hale getiriyor. Rusya’nın artan askerî tehditleri ve ABD’nin küresel politikalarındaki belirsizlikler, AB’yi kendi güvenlik anlayışını yeniden........

© Perspektif