menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

12 Milyon İnsan, 500 Yıllık Hesap

33 0
23.08.2026

12 Milyon İnsan, 500 Yıllık Hesap

12 Milyon İnsan, 500 Yıllık Hesap

1501’den 1866’ya kadar 365 yıl boyunca 12 milyon 521 bin 354 insan Afrika kıyılarından gemilere bindirildi. 1.8 milyonu karşı kıyıya varamadı ve Atlantik’e gömüldü. Bu ölü sayısı bugün bir Avrupa başkentinin nüfusuna denktir. Kölelik hukuken sona erdi ama yapı, biçim değiştirerek işlemeye devam ediyor.

UNESCO, 23 Ağustos’u 1998’de “Uluslararası Köle Ticaretinin Anılması ve Köleliğin Kaldırılması Günü” ilan etti. Bu gün rastgele seçilmedi. 1791’in 23 Ağustos gecesinde, o zamanki adıyla Saint-Domingue olan Haiti’de, bir köle ayaklanması patlak vermişti. On üç yıl sürecek ve tarihte köleleştirilmiş insanların kurduğu ilk bağımsız cumhuriyetle sonuçlanacak bir sürecin başlangıcıydı.

Trans-Atlantic Slave Trade Database’in üç yüz altmış beş yıllık kayıt döneminde (1501–1866) çıkardığı toplam şudur: 12 milyon 521 bin 354 insan, Afrika kıyılarından gemilere bindirildi. Bu sayı basit bir tahmin değil. On binlerce sefer kaydının derlendiği kırk yıllık arşiv çalışmasının sonucu. David Eltis ve David Richardson’ın öncülük ettiği proje bugün transatlantik ticaret için fiilen tek referans veritabanı olarak kabul ediliyor.

İnsanlar Afrika kıtasının her yerinden aynı yoğunlukta koparılmadı. Bazı kıyılar sistematik biçimde boşaltılırken bazıları görece dışarıda kaldı. Ancak toplam yük, bir bütün olarak kıtanındı.

Batı-Orta Afrika ve St. Helena

En büyük kaynak bölge; yaklaşık 3,9 milyonu Brezilya’ya gönderildi

Bugünkü Togo, Benin ve Nijerya’nın güneybatı kıyıları; Ouidah limanı en yoğun çıkış noktasıydı

Nijerya’nın doğusu ve Kamerun kıyıları; özellikle İngiliz Karayip kolonilerine

Bugünkü Gana; İngilizler için başlıca kaynak oldu

Senegambia ve Atlantik adaları

Senegal ve Gambiya; Kuzey Amerika’ya gidenlerin önemli bir kısmı buradan

Güneydoğu Afrika ve Hint Okyanusu adaları

Mozambik ve çevresi; Fransız şeker adaları ve Portekiz donanması için

Küçük ama kritik bir çıkış noktasıydı

Bugünkü Fildişi Sahili ve Liberya kıyıları

(Hangi bölgeden, kaç insan Amerika Kıtası’na taşındı?)

Tablodaki en dikkat çekici oran Batı-Orta Afrika’nın. Kıtadan koparılan her iki insandan neredeyse biri bu kıyılardan yola çıktı. Angola bölgesi tek başına yaklaşık 3,9 milyon insanı Brezilya’ya gönderdi. Bight of Benin’deki Ouidah Limanı ise farklı türden bir örnek. Coğrafi olarak sınırlı bir çıkış noktası olmasına rağmen 18. yüzyıl boyunca kıtanın en yoğun köle limanlarından biri olarak kaldı. 

Denize açılanların tamamı karşı kıyıya varamadı. 12 milyon 521 bin 354 kişiden yaklaşık 10,7 milyonu Amerika kıtasına ayak basabildi. Aradaki 1,8 milyon, tarih yazımında “Orta Geçit” (Middle Passage) diye anılan yolculukta hayatını kaybedenlerdi. Ölüm nedenleri dizanteri gibi salgın hastalıklar, susuzluk, gemi içi direnişlerin bastırılması ve intihar olarak kayıt altına alındı. Bu ölü sayısı bugün Viyana ya da Varşova gibi bir Avrupa başkentinin nüfusuna yakın. 

Paul Lovejoy’un iç Afrika köleliği üzerine yaptığı çalışmalar, transatlantik ticaretin kıtanın kendi toplumsal dokusunu da dönüştürdüğünü gösteriyor. 19. yüzyılın başında Batı Afrika’nın belirli bölgelerinde nüfusun önemli bir kesimi çeşitli kölelik statülerinde tutuluyordu. Atlantik’e uzanan zincir, kıtanın içinde işleyen bir başka kölelik sisteminden hem besleniyor hem de onu besliyordu.

Karşı kıyıya ulaşanların dağılımı plantasyon ekonomisinin coğrafyasını doğrudan çizdi. Eltis ve Richardson’ın verilerine göre karaya çıkarılan Afrikalıların yaklaşık % 45’i Brezilya’ya, 7’si Karayipler’e (İngiliz, Fransız, Hollanda ve Danimarka kolonileri), ’i İspanyol Amerikası’na yönlendirildi. Bugünkü ABD sınırlarına ulaşanların oranı %4 civarındaydı. Bu oran, Amerikan kölelik tarihinin dünya ölçeğindeki yerini kavramak için önemli. Transatlantik sistem, ağırlığını neredeyse tümüyle şeker ekonomisinin üzerine kurmuştu. Pamuk, çok daha sonra ve çok daha küçük bir ölçekte devreye girdi.

Kaybın izi yalnızca bedenlerde kalmadı ve mekânlara da işledi. Senegal açıklarındaki Gorée Adası, Gana’daki Elmina ve Cape Coast Kaleleri, Benin kıyısındaki Ouidah, Zanzibar’ın taş sokakları, Fransız tarihçi Pierre Nora’nın kavramıyla, birer “hafıza mekânı” (lieux de mémoire) hâline geldi. Nora’nın tezi şuydu: Bir toplum geçmişini gündelik pratikle aktaramaz hâle geldiğinde, onu belirli taşlara, kapılara, ritüellere emanet eder. Başka bir arşiv olmadığı için, bu kaleler hafızanın taşıyıcısı oldu.

Bu yapıları yalnızca zindan olarak okumak da eksik kalır. Elmina ve Ouidah aynı zamanda pazarlığın, ittifakın ve karşılıklı çıkarın mekânlarıydı. Dahomey ve Asante gibi güçlü siyasi yapılar bu ticaretten silah, prestij ve kaynak devşirdi. Avrupalı tüccarlar ise burada Afrika krallıklarıyla masaya oturdu. Bazı toplumlar ise açıkça direndi. Kongo Kralı I. Afonso’nun 1526’da Portekiz kralına yazdığı ve ülkesinin köle ticaretiyle boşaltıldığından yakındığı mektuplar ya da Benin Krallığı’nın 16 ve 17. yüzyıllarda kendi kıyısındaki erkek köle ihracatını dönem dönem yasaklaması, bunun erken örnekleridir.

Aynı karmaşıklık, köleliğin kaldırılışı için de geçerlidir. Süreç yalnızca Avrupa’nın bir vicdan hamlesi olarak anlatılamaz. Tunus, 1846’da Ahmed Bey döneminde köleliği resmen ilga etti. Fransız himayesinden yaklaşık kırk yıl önce ve İslam dünyasındaki ilk resmi kaldırma kararı olarak. Etiyopya’da Menelik II’nin geç 19. yüzyıl fermanları, Sokoto Halifeliği çevresindeki İslam hukuku tartışmaları ve çeşitli Batı Afrika toplumlarındaki yerel dönüşümler, bu tarihin Avrupa merkezli tek bir çizgi olmadığını gösteriyor. Sömürge yönetimlerinin ve İngiliz donanmasının baskısı tek belirleyici değildi.

Kim Anlatıyor, Kim Susuyor?

Hollywood, kölelik temasını on yıllardır milyonlara taşıdı. Ne var ki bu anlatıların önemli bir kısmında Afrikalılar kendi tarihlerinin öznesi olmaktan çok, başkalarının kahramanlık hikâyesine zemin oluşturan trajik figürler olarak yer aldı. Steven Spielberg’in Amistad’ında (1997) davanın merkezinde Sengbe Pieh olsa da kurtuluş John Quincy Adams’ın mahkeme konuşmasıyla gelir. Steve McQueen’in 12 Years a Slave’i (2013) bu kalıbı bir ölçüde kırar ve Solomon Northup’un birinci tekil deneyimini merkeze alır. Ama filmin sonundaki kurtuluş yine bir beyaz karakterin (marangoz Bass’in) mektubuyla mümkün olur. Gemilere bindirilmeden önceki yaşamlar, Afrika krallıkları, yerel direnişler ve gündelik hayat ise bu anlatılarda çoğunlukla görünmez kalıyor.

Afrika sineması aynı hikâyeye başka bir yerden bakıyor. Etiyopya asıllı Haile Gerima’nın Sankofa’sı (1993) Cape Coast Kalesi’nde bir moda çekimiyle açılır ve modelin geçmişe savrulmasıyla köle ticaretini içeriden yeniden kurar. Filmde beyaz bir kurtarıcı yoktur. Direniş, köleleştirilmiş insanların dayanışması ve hafızası üzerinden yükselir. Malili film kuramcısı Manthia Diawara’nın African Cinema: Politics and Culture (1992) çalışmasında vurguladığı üzere, sömürgecilik sonrası Afrika sineması siyasal özneyi de yeniden inşa ediyor.

Bu yaklaşım Mati Diop’un Dahomey’inde (2024) daha güncel bir biçim kazanıyor. Film, Fransa’nın 2021’de Benin’e iade ettiği 26 kraliyet eserinin yolculuğunu izler. Diop’un en radikal tercihi, eserlerden birine (Kral Ghezo’nun heykeline) Fon dilinde bir iç sesle konuşma hakkı vermesidir. Müze vitrininin sessiz nesnesi, kendi tarihini anlatan bir özneye dönüşmüştür. Filmin son bölümündeki Abomey-Calavi Üniversitesi tartışması ise........

© Perspektif