Şara Yönetiminin Hizbullah Politikası
Şara Yönetiminin Hizbullah Politikası
Şara Yönetiminin Hizbullah Politikası
Yeni Şam yönetiminin Hizbullah ve İran politikasının ideolojik, güvenlik, ekonomik ve konjonktürel parametreleri, bugün nispeten uyumlu bir çizgide buluştu. Ancak bu uyum, ne kalıcı ne de garanti altında. Suriye’nin kırılgan ekonomisi, mezhepsel gerilimler ve zayıf kurumsal kapasite, Hizbullah’a yeni gedikler açma fırsatları sunuyor.
8 Aralık 2024, yalnızca bir rejimin sona erdiği gün değil, 14 yılın hesabının açıldığı, milyonlarca insanın umudunun yeniden filizlendiği ve aynı zamanda hesap sormanın ne denli çetrefilli bir yol olduğunun ortaya çıktığı gündü. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) önderliğindeki muhalefet koalisyonu, yalnızca 11 günlük çarpıcı bir yürüyüşün ardından Şam’ın kapılarını açtığında, Beşşar Esed Rusya’ya kaçmış, 50 yıllık Baas diktatörlüğü de çökmüştü. Bu çöküşün kazananı ya da daha doğru bir ifadeyle, bu andan en fazla siyasi meşruiyet devşiren figür Ahmed Şara’ydı. Yıllarca Ebu Muhammed el-Colani lakabıyla tanınan Şara, dönüşümünü dünyaya sunan bu kritik eşikte, sarıklı bir devrimciden takım elbiseli bir devlet adamına geçişi sembolize ediyor.
13 Mart 2025’te imzalanan Anayasal Deklarasyon, yeni Suriye’nin 5 yıllık bir geçiş sürecine gireceğini ve bu süreç sonunda çok partili seçimler yapılacağını öngörüyordu. Mart 2025’te kurulan geçiş hükûmeti ve Ekim 2025’te yapılan kısmi parlamento seçimleri, Şara yönetiminin en azından prosedürel bir normalleşme adımı attığına işaret ediyor. Kasım 2025’te BM Güvenlik Konseyi’nin Şara ve İçişleri Bakanı Enes el-Hattab’ı terör listesinden çıkarması ve Donald Trump’ın Şara ile Beyaz Saray’da görüşmesi, bu uluslararası meşruiyet sürecinin somut teyitleriydi. Yeni Suriye’nin dış politikası açısından en belirleyici eksen dönüşümü, İran-Rusya kampından fiilen çıkılması ve Körfez-Batı konfigürasyonuyla yakınlaşılmasıdır. Şara, Şubat 2025’te Suudi Arabistan’a gerçekleştirdiği ilk yurt dışı ziyaretinde bu mesajı simgesel biçimde verdi. Aynı dönemde, İran’ın Direniş Ekseni’ni “bölge için stratejik tehdit” ilan etmesi ve Esed döneminin Suriye’sini “İran’ın nüfuz üssü” olarak nitelendirmesi, yeni yönetimin ideolojik pusulasını ortaya koydu.
Hizbullah’ın Suriye Dosyası: Katliamlar, Savaş Suçları ve HesapsızlıkHizbullah’ın Suriye İç Savaşı’na müdahalesi, 2012 yılında düşük yoğunluklu destek operasyonlarıyla başlamış, 2013-2014 döneminde ise açık ve büyük çaplı askeri konuşlanmaya dönüşmüştü. 2014 itibarıyla Hizbullah militan ve subayları Suriye’nin dört bir yanına dağılmış, İran Devrim Muhafızları’nın (IRGC) Kudüs Gücü ile koordineli biçimde hareket etmeye başlamıştı. Müdahalenin resmi gerekçesi başlangıçta “Şii kutsal mekânlarının korunması” olarak sunulmuş, zamanla “Sünni cihatçı grupların Lübnan’a sızmasının önlenmesi” çerçevesine evrilmişti. Ne var ki sahadaki gerçeklik çok daha geniş bir hedef setine işaret ediyordu: İran’ın Suriye üzerinden Lübnan’a uzanan kara koridorunun güvence altına alınması ve Esed rejiminin ayakta tutulması yoluyla Direniş Ekseni’nin güçlendirilmesi.
Örgütün Suriye’deki ağır bedeline bakıldığında tablo çarpıcı. 2011-2018 yılları arasında en az 1.139 Hizbullah savaşçısı hayatını kaybetti. Gerçek rakamın muhtemelen 1.250’yi aştığı tahmin ediliyor. Kayıpların coğrafi dağılımı örgütün operasyonel önceliklerini de ele veriyordu. Hizbullah en fazla kaybı Suriye-Lübnan sınır hattında (260 kişi), ardından Halep bölgesinde (231 kişi) ve Zebadani’de (121 kişi) yaşanmıştır.
Silah koridorunun korunması
Sınır güvenliği, Kalamun ofansifi
Kentsel muharebe desteği
Lübnan sınırına yakınlık
2015 Zabadani kuşatması
İran-Irak-Suriye güzergahı
IŞİD karşıtı operasyonlar
Lübnan-Suriye’yi bağlayan geçiş
2013 Kusayr Saldırısı
Rejim güçleriyle koordinasyon
Seyyide Zeyneb (Güney Şam)
Dini-siyasi meşruiyet kaynağı
Şii bölgesinin savunması
Tablo: Hizbullah’ın Suriye’deki Kayıpları ve Operasyon Bölgeleri (2011-2018)
Hizbullah’ın Suriye’deki askeri operasyonları, beraberinde pek çok belgelenmiş savaş suçunu da getirdi. Bu konudaki en kapsamlı ve sistematik davalar, BM Suriye Soruşturma Komisyonu raporlarına, İnsan Hakları İzleme Örgütü belgelerine ve Suriye İnsan Hakları Ağı kayıtlarına dayanıyor.
Kusayr (2013): Sivillerin Sistemli Sürgünü
Nisan-Haziran 2013 Kusayr saldırısı, Hizbullah’ın Suriye’deki ilk açık ve büyük ölçekli askeri harekâtını temsil ediyor. Kasım Süleymani’nin bizzat planladığı bilinen saldırı, Suriye Ordusu ve Hizbullah kuvvetlerinin koordineli biçimde yaklaşık 25.000 sivilin yaşadığı şehre saldırmasıyla başladı. Kayıtlara göre Hizbullah, Kusayr, Nahriye, Burhaniye ve Sakarcı’yı şiddetli bombardımana tabi tuttu, bu saldırılarda çok sayıda kadın ve çocuk hayatını kaybetti. Teslim olan ya da kaçmaya çalışan sivillerin koridorsuz bırakıldığına, bir kısmının ise sorgu yapılmadan yargısız infaz edildiğine dair tanıklıklar da bulunuyor. Bunun yanı sıra Hizbullah savaşçılarının esir düşen kişileri infaz ettiğini gösteren video görüntüleri, BM raporlarında savaş suçu bağlamında ele alındı.
Zebadani (2015): Bir Şehrin Kasıtlı Boşaltılması
Temmuz-Ağustos 2015’te gerçekleşen Zebadani Kuşatması’nda Hizbullah kuvvetleri, büyük çaplı bir sivil nüfusu barındıran kentsel alana yönelik sistematik bir baskı stratejisi uyguladı. Uzun süreli kuşatma ve ağır bombardıman, sakinlerin neredeyse tamamının yerinden edilmesiyle sonuçlandı. Uluslararası gözlemciler bu sürecin kasıtlı bir etnik ve mezhepsel temizliğin parçası olduğunu vurguladı. Bu operasyon, Hizbullah’ın Suriye sahnesindeki mezhepçi niteliğini en çıplak biçimde ortaya koydu. Örgüt, Sünni kimliğiyle özdeşleşmiş sivil bir yerleşim alanını Esed kuvvetleriyle birlikte yıktı; köklü Sünni İslam alimlerinin (Yusuf el-Karadavi başta olmak üzere) nitelendirmesiyle adeta “Hizbullah’tan, Hizbuşşeytan’a, yani Allah’ın taraftarlarından şeytanın taraftarlarına” dönüştü. Mısır ve diğer Arap ülkelerindeki çeşitli Şii toplulukları da bu mezhepçi operasyonları kınadı.
Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) ve Suriye Hesap Verebilirlik Projesi, Hizbullah militanlarının yargısız infaz gerçekleştirdiğini gösteren onlarca video ve tanıklığı kayıt altına aldı. Bu belgeler arasında en dikkat çekici olanları, Kusayr veya Şam kırsalından olduğu düşünülen ve Lübnan aksanlı militanların yaralı kişileri infaz ettiğini gösteren görüntüler oldu. Hizbullah, söz konusu görüntüler hakkında kamuoyunu tatmin edecek herhangi bir açıklama yapmadı veya soruşturma başlatmadı. Bu tablonun önemi, bireysel suçların ötesine geçerek, söz konusu eylemlerin komuta zinciri içinde, sistematik bir nitelik taşıyıp taşımadığı sorusunu gündeme taşıyor.
Düşen Rejimden Kaçış ve Geride Bırakılan Ağlar
8 Aralık 2024’te Şam’ın muhalefet güçlerine açılması sürecinde Hizbullah, çarpıcı bir taktik manevra gerçekleştirerek, Esed rejiminin üst düzey yöneticilerini ve aile fertlerini Lübnan’a taşıdı. Öte yandan Kusayr’daki mevzilerinden yaklaşık 150 zırhlı araç ve yüzlerce savaşçının Lübnan’a çekilmesi, örgütün sahadaki varlığını ani biçimde sonlandırdığının en somut kanıtıydı. Ancak bu “çekilme” aldatıcı. Hizbullah, Suriye topraklarını terk etmiş olmakla birlikte geride kapsamlı ağlar bıraktı. Bunlar, Şam yakınlarındaki Mezze mahallesinde ve güney Suriye’de (Kuneytra dahil) faaliyet gösteren hücre yapılanmalarını, Esed döneminden kalma İran bağlantılı Şii klanları ve sınır ötesi kaçakçılık hatlarını kapsıyor.
Şubat-Mart 2025 arasında Lazkiye ve Tartus vilayetleri ile Hama ve Humus’un........
