Ankara Zirvesi'nin Ardından
7-8 Temmuz'da Ankara'da toplanan NATO Zirvesi'nin bildirisi zaten aylar önce yazılmıştı; büyükelçiler metni zirvenin öncesinde çoktan onaylamışladı. NATO'ya üye ülkelerin birbirini savunma yükümlülüğünü tanımlayan Madde 5'e bağlılık ve Ukrayna'ya 2026 için 70 milyar avro yardım gibi başlıklar herhangi sürpriz taşımıyordu. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Ankara Zirvesi'nin kapanışında ittifakın artık yeni hedefler koymaktan çok, koyduğu hedefleri hayata geçirmek üzere hareket ettiğini vurguladı ve bu evreyi "NATO 3.0" diye adlandırdı.
Ancak zirvenin asıl ilginç haberi, ilk gün düzenlenen Savunma Sanayii Forumu'ndaydı. Rutte burada, ittifakın onlarca yıldır çözemediği bir soruna çare olmaya aday bir mekanizma duyurdu: Savunma için kritik hammaddeler girişimi. Bu yazımızda NATO 3.0'in içeriği olan ABD'ye daha az bağımlı bir ittifaka ilerleyiş ile Türkiye'nin burada üstleneceği daha fazla sorumluluk ve önderlikten ziyade, ittifak için hayati bir öneme iye olan kritik hammaddeler ve nadir toprak elementleri (NTE) konularını işleyeceğiz.
Kritik ve Stratejik Madenler Kulübü
NATO'nun öne çıkardığı ortak girişimlerden biri olan bu projenin resmi katılımcıları şunlar: Türkiye, Belçika, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Yunanistan, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, İspanya ve İsveç. Bu ülkeler, savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu kritik madenlerin ortaklaşa satın alınması, depolanması, taşınması ve yönetilmesi için bir araya geliyor.
Kimin dışarıda kaldığı, kimin içeride olduğu kadar öğretici. Maden bakımından zengin doğu kanadı ülkeleri Polonya, Romanya ve Çek Cumhuriyeti listede yok; buna karşılık Avustralya, Japonya gibi Asya-Pasifik ortakları ve mineral zengini Ukrayna Ankara'daydı. Yani kulüp coğrafi bir mantıkla değil, doğrudan Çin tekelini kırma mantığıyla kurulmuş. Nitekim Çin'in bu madenlerin üretimindeki ve özellikle işlenmesindeki neredeyse tekel düzeyindeki üstünlüğü sıradan bir ticari avantaj değil, jeopolitik bir silahtır; Pekin ihracatı kıstığı anda rakip ülkelerin savunma ve teknoloji sanayisini durma noktasına getirebilir güçte. Bu nedenle, Çin'in bu tekeline alternatif üretebilen ülkelerin stratejik avantaj yaratacağını daha önceki yazılarımızda belirtmiştik.
Finansmanın bir kısmı, geçen yıl Hollanda'daki zirvede kabul edilen bütçe taahhüdünden geliyor: NATO üyeleri savunmaya ayırdıkları payın bir bölümünü (gayrisafi yurt içi hasılalarının %1,5'i) artık doğrudan silaha değil, sanayi tabanını ve kritik altyapıyı güçlendirmeye harcayacak. Bu, her ülkenin kendi bütçesinden ayırdığı bir pay olacak; ortak bir NATO ödeneği........
