menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Yeşil Muhasebe ve Yeşil Ekonomi...'

3 0
29.07.2026

İklim değişikliği, biyoçeşitlilik kaybı, doğal kaynakların tükenmesi, artan sosyal eşitsizlikler ve finansal sistemin iklim risklerine karşı kırılganlığı, 21. yüzyılın en temel yapısal sorunları arasında yer almaktadır.

Geleneksel neoklasik büyüme modelleri ve finansal muhasebe sistemleri, çevresel dışsallıkları ve sosyal maliyetleri yeterince yansıtamadığı için hem teorik hem de pratik düzeyde eleştirilmektedir.

Bu eleştiriler sonucunda ortaya çıkan yeşil ekonomi, yeşil muhasebe ve ESG yaklaşımları, sürdürülebilir kalkınmanın üç temel sütununu oluşturmaktadır.

Yeşil ekonomi, ekonomik faaliyetlerin ekolojik sınırlar içinde gerçekleştirilmesini hedefleyen makro bir paradigma değişimidir.

 Yeşil muhasebe, bu paradigma değişiminin ölçülebilir, raporlanabilir ve denetime açık hale gelmesini sağlayan mikro ve makro muhasebe sistemidir.

ESG ise çevresel, sosyal ve yönetişim boyutlarını kurumsal strateji, risk yönetimi, yatırım kararları ve raporlama süreçlerine entegre eden yönetişim odaklı bir çerçevedir.

Türkiye’de bu üç alan, 2021 Yeşil Mutabakat Eylem Planı ile başlayan, 2025 yılında 7552 sayılı İklim Kanunu’nun kabulü, TSRS 1 ve TSRS 2’nin zorunlu hale gelmesi, 2026’da TR ETS’nin pilot uygulamaya geçmesi, CBAM’ın kesin rejim aşamasına girmesi ve Temmuz 2026’da Ulusal Yeşil Finans Stratejisi ve Eylem Planı’nın yayımlanması ile kurumsal ve yasal zemine kavuşmuştur. 

2.1. İktisadi Teoriler

Neoklasik Çevre Ekonomisi ve Pigou Yaklaşımı

Arthur Cecil Pigou’nun The Economics of Welfare (1920, 1932) eserinde geliştirdiği dışsallık teorisi, modern çevre ekonomisinin temelini oluşturmaktadır.

Negatif dışsallıklar (örneğin sera gazı emisyonları), özel marjinal maliyet ile sosyal marjinal maliyet arasında sapmaya yol açmaktadır. Bu sapmayı düzeltmek için Pigouvian vergi (karbon vergisi) veya Pigouvian sübvansiyon önerilmektedir.

Geleneksel Pigou yaklaşımındaki dışsallıkların içselleştirilmesi ile güncel TSRS 2 standartları arasındaki ilişki şu şekilde modellenebilecektir:

–İşletme emisyonlarının (Kapsam 1, 2, 3) karbon fiyatlandırması üzerinden hesaplanan parasal bedeli,

-İklim değişikliği kaynaklı fiziksel risklerin maliyeti,

-Düşük karbonlu ekonomiye geçiş risklerinin maliyeti

Çevresel ve sosyal dışsallıkların bu şekilde formüle edilerek içselleştirilmesi, yalnızca mikro düzeydeki muhasebe standartlarını değil, aynı zamanda makro düzeydeki iklim politikalarını da şekillendirmektedir.

Emisyon ticaret sistemleri (cap-and-trade) de aynı teorik kökene dayanır. Neoklasik yaklaşım “zayıf sürdürülebilirlik” varsayımına sahiptir; doğal sermaye ile insan yapımı sermaye arasında ikame mümkündür.

Herman Daly, Robert Costanza, Joan Martinez-Alier ve diğer temsilciler tarafından geliştirilen ekolojik ekonomi, neoklasik yaklaşıma köklü bir eleştiri getirmektedir.

 Ekonomi, ekosistemin bir alt sistemi olarak kabul edilmektedir.

Doğal sermayenin kritik eşikleri aşıldığında ikame edilemeyeceği (güçlü sürdürülebilirlik) savunulmaktadır. Büyümenin fiziksel sınırları vardır; dolayısıyla “sürdürülebilir ölçek”, “adil dağılım” ve “verimli tahsis” ilkeleri öne çıkmaktadır. Degrowth (küçülme) ve post-büyüme tartışmaları da bu okul içinde yer almaktadır.

Doğal Sermaye ve Tam Maliyet Muhasebesi

Doğal sermaye (ormanlar, su sistemleri, atmosferik karbon emme kapasitesi, biyoçeşitlilik, toprak verimliliği) ekonomik değere sahip bir varlık olarak kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, Birleşmiş Milletler’in System of Environmental-Economic Accounting (SEEA) çerçevesinin teorik temelini oluşturmaktadır. Tam maliyet muhasebesi, üretim ve tüketimin tüm çevresel ve sosyal maliyetlerini fiyatlara yansıtmayı hedeflemektedir.

Döngüsel Ekonomi ve Diğer Yaklaşımlar

Döngüsel ekonomi, lineer “al-yap-at” modelinin yerine “azalt-yeniden kullan-geri dönüştür-yenile” prensiplerini koymaktadır.

Yeşil büyüme (OECD, Dünya Bankası) ekonomik büyüme ile çevresel korumanın birlikte sağlanabileceğini savunurken, bazı ekolojik iktisatçılar yüksek gelirli ülkelerde mutlak küçülmenin gerekli olabileceğini ileri sürmektedir. Adil geçiş (Just Transition) kavramı, yeşil dönüşümün sosyal maliyetlerinin adil dağıtılmasını vurgulamaktadır.

2.2. Muhasebe ve Kurumsal Teoriler

Yeşil muhasebe üç düzeyde incelenir:

•  Finansal muhasebe düzeyi (çevresel varlık, yükümlülük ve karşılıkların bilançoya yansıması),

•  Maliyet muhasebesi düzeyi (önleme, tespit, iç başarısızlık ve dış başarısızlık maliyetlerinin sınıflandırılması),

•  Yönetim muhasebesi düzeyi (karar alma süreçlerine çevresel bilgilerin entegrasyonu).

Paydaş Teorisi (Stakeholder Theory – Freeman, 1984)

İşletmenin yalnızca hissedarlara değil, tüm paydaşlara (çalışanlar, toplum, çevre, gelecek nesiller, tedarikçiler) karşı sorumlu olduğunu savunur. ESG’nin teorik temelini oluşturmaktadır.

Meşruiyet Teorisi (Legitimacy Theory)

İşletmelerin toplumsal normlara ve beklentilere uyum göstererek meşruiyet kazanma çabası, gönüllü ve zorunlu sürdürülebilirlik raporlamasının açıklayıcı gücünü artırmaktadır.

Kurumsal Teori (Institutional Theory – DiMaggio & Powell, 1983)

Zorlayıcı, taklitçi ve normatif izomorfizm mekanizmalarıyla standartların (TSRS, CSRD, ISSB) nasıl yayıldığını açıklar.

Triple Bottom Line (Elkington, 1997)

People – Planet – Profit yaklaşımı, ESG’nin kavramsal öncüsüdür.

3. Yeşil Ekonomi: Kavramsal Gelişim, Küresel ve Ulusal Çalışmalar

UNEP tanımına göre yeşil ekonomi, insan refahını ve sosyal eşitliği artırırken çevresel riskleri ve ekolojik kıtlıkları önemli ölçüde azaltan, düşük karbonlu, kaynak verimli ve sosyal açıdan kapsayıcı bir ekonomidir.

Kavram, 2008 küresel finansal krizi sonrasında UNEP Green Economy Initiative ile yeniden canlanmış, Rio 20 (2012) ile uluslararası politika gündemine yerleşmiştir.

Küresel düzeyde Avrupa Yeşil Mutabakatı (2019), ABD’nin enflasyon azaltma yasası kapsamındaki yeşil yatırımları, Çin’in karbon nötr hedefleri, OECD Green Growth Strategy ve Dünya Bankası’nın Country Climate and Development Report’ları öne çıkmaktadır.

Türkiye’de 2021 Yeşil Mutabakat Eylem Planı, İklim Şûrası Sonuç Bildirgesi (2022), On İkinci Kalkınma Planı (2024-2028), Orta Vadeli Programlar ve 2025 İklim Kanunu temel politika belgeleridir.

Akademik literatürde yeşil büyüme, yenilenebilir enerji, istihdam etkileri, sektörel dönüşüm ve politika dinamikleri üzerine artan sayıda çalışma bulunmaktadır.

4. Yeşil Muhasebe: Tanım, Kapsam, Yaklaşımlar ve Standartlar

Yeşil muhasebe (çevresel muhasebe), işletmelerin ve ulusal ekonomilerin çevresel maliyetlerini, doğal kaynak kullanımını ve ekolojik etkilerini geleneksel muhasebe sistemine entegre eden disiplindir. Amaç, dışsallıkları içselleştirmek, gerçek maliyeti ortaya koymak ve sürdürülebilir karar almayı desteklemektir.

Uluslararası düzeyde SEEA, GRI Standards, ISSB (IFRS S1 ve S2) ve AB’nin ESRS standartları geçerlidir. Türkiye’de KGK tarafından yayımlanan TSRS 1 ve TSRS 2, ISSB standartlarının ulusal uyarlamasıdır.

5. ESG: Tanım, Boyutlar ve Teorik Temeller

ESG, çevresel (E), sosyal (S) ve yönetişim (G) faktörlerinin yatırım kararları, risk yönetimi ve kurumsal stratejiye entegre edilmesidir.

 Yeşil muhasebe ESG’nin çevresel boyutunun ölçüm altyapısını, yeşil ekonomi ise makro çerçeveyi sağlar. Çift önemlilik (double materiality) yaklaşımı, hem işletmenin çevre ve topluma etkisini hem de çevresel-sosyal konuların işletmeye finansal etkisini dikkate almaktadır.

6. TSRS 1 ve TSRS 2: Ayrıntılı İnceleme

KGK, ISSB’nin IFRS S1 ve IFRS S2 standartlarını esas alarak TSRS’yi yayımlamıştır.

TSRS 1 – Sürdürülebilirlikle İlgili Finansal Bilgilerin Açıklanmasına İlişkin Genel Hükümler

IFRS S1’in karşılığıdır. İşletmelerin sürdürülebilirlikle ilgili risk ve fırsatlarına dair önemli bilgileri, birincil kullanıcılar (mevcut ve potansiyel yatırımcılar, kredi verenler ve diğer alacaklılar) için açıklamasını gerektirir. Dört temel yapı taşı vardır:

•  Metrikler ve hedefler

Finansal tablolarla bağlantılı, tutarlı ve karşılaştırılabilir raporlama zorunludur.

TSRS 2 – İklimle İlgili Açıklamalar

IFRS S2’nin karşılığıdır. İklimle ilgili fiziksel riskler, geçiş riskleri ve fırsatların açıklanmasını, senaryo analizlerini, sera gazı emisyonlarını (Kapsam 1, 2 ve mümkün olduğu ölçüde Kapsam 3) ve iklimle ilgili hedefleri kapsamaktadır.

Belirli eşikleri aşan işletmeler için 1 Ocak 2024’ten itibaren zorunlu hale gelmiştir. İlk raporlar 2025’te yayımlanmış, 2026’da güvence denetimi ve kapsam genişlemesi süreci devam etmektedir.

7. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM / SKDM)

AB’nin CBAM’ı, yüksek karbon yoğunluğuna sahip ürünlerin (demir-çelik, çimento, alüminyum, gübre, elektrik, hidrojen vb.) AB’ye ithalatında, AB içindeki karbon fiyatına eşdeğer bir maliyet uygulanmasını öngörür. Amaç karbon kaçağını önlemek ve adil rekabeti sağlamaktır.

Geçiş dönemi 2023-2025’te yalnızca raporlama zorunluluğu........

© Para Analiz