menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

'Türk Hukuku ile Türk Ekonomisi arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisi...'

9 0
26.07.2026

Hukuk ve ekonomi, modern toplumlarda birbirinden bağımsız düşünülemeyen iki temel kurumsal alandır. Hukuk sistemi, mülkiyet haklarının korunması, sözleşme güvenliği, uyuşmazlık çözümü ve düzenleyici çerçeve aracılığıyla ekonomik faaliyetlerin işlem maliyetlerini belirlerken; ekonomi, hukukun uygulanabilirliğini, kaynak tahsisini ve toplumsal adalet algısını şekillendirmektedir.

 Türkiye’de 2020’li yılların ikinci yarısında bu karşılıklı bağımlılık, yüksek enflasyon, yargı süreçlerindeki aksamalar, yapısal reform ihtiyacı ve uluslararası belirsizlikler bağlamında daha da belirginleşmiştir.

2. Ortak Sorun Alanları

2.1. Hukuki Öngörülebilirlik ve Yargı Bağımsızlığı

Türk hukuk sisteminin en kritik yapısal sorunlarından biri, hukuki belirlilik ve öngörülebilirliğin zayıflamasıdır. Torba yasalar aracılığıyla yapılan sık mevzuat değişiklikleri (Vergi Usul Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Ceza İnfaz Kanunu vb.), ekonomik aktörlerin uzun vadeli karar alma süreçlerini belirsizleştirmektedir. Avrupa Komisyonu’nun 2025 Türkiye Raporu, yargının hâlâ yürütmenin etkisi altında olduğunu ve sistemik sorunların kalıcı biçimde giderilmediğini tespit etmektedir. 2025-2029 Yargı Reformu Strateji Belgesi ve 2026 yılında gündeme gelen 12. Yargı Paketi, bu alanda atılan adımlar olmakla birlikte, uygulamadaki etkinlik hâlâ tartışma konusudur.

Yargı süreçlerinin uzaması, hem dava masraflarını artırmakta hem de kararların ekonomik değerini eritmektedir. Özellikle işçi alacağı, kira ve boşanma davalarında enflasyonist ortam, yargılama giderlerini ve avukatlık ücretlerinin reel değerini olumsuz etkilemektedir. Hakim ve savcı uzmanlaşma eksikliği ile bilirkişilik belirsizlikleri, yargılama kalitesini düşüren ek faktörler olarak öne çıkmaktadır.

2.2. Yüksek ve Kalıcı Enflasyon

En güncel veri olan Haziran 2026 Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) sonuçlarına göre, yıllık enflasyon % 32,11, aylık enflasyon ise % 0,99 seviyesindedir. Bu oran, Mayıs 2026’daki 2,61’lik seviyeye göre sınırlı bir gerileme göstermekle birlikte, hâlâ OECD ülkeleri arasında en yüksek düzeylerden biridir.

Bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verileri ise aynı dönemde yıllık enflasyonu % 51,49 olarak ölçmüştür. Yüksek enflasyon, sözleşmelerin gerçek değerini bozmakta, mahkeme kararlarının uygulanabilirliğini zayıflatmakta, CMK ve serbest meslek ücret tarifelerinin reel erimesine yol açmakta ve kira piyasasında fahiş zam baskısını sürdürmektedir.

2.3. Gelir Adaletsizliği, Vergi Yapısı ve Kayıt Dışı Ekonomi

Vergi yükünün ağırlıklı olarak dolaylı vergiler üzerinden nihai tüketiciye yansıması, gelir dağılımı adaletsizliğini derinleştirmektedir. Faaliyet geleceği olmayan, borç finansmanı ile ayakta tutulan “zombi şirketler”in hane halkına dolaylı yük getirmesi, kaynak tahsisinde etkinsizliğe yol açmaktadır. Elden ücret ve elden kira uygulamaları hem çalışan refahını hem devlet gelirlerini azaltmakta; kayıt dışı ekonomi ile kara para risklerini artırmaktadır.

2.4. Eğitim, Liyakat, Etik ve Toplumsal Bilinç Eksiklikleri

Mesleki ve teknik eğitim yetersizlikleri ara eleman sorununu büyütürken, genel eğitim kalitesindeki düşüş toplumsal bilinç ve etik normlarda aşınmaya neden olmaktadır. Liyakat eksikliği hem kamu hem özel........

© Para Analiz