İklim diplomasisinin gölgesinde basın özgürlüğü: COP31 Antalya’da
Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya EXPO Center’da düzenlenecek. Zirvede ülkeler, iklim krizini sınırlamak, sera gazı emisyonlarını azaltmak ve krizin etkileriyle mücadele etmek için yürüttükleri politikaları müzakere edecek.
Ancak iklim zirveleri yalnızca iklim politikalarının müzakere edildiği platformlar değil; gazetecilerin bilgiye erişiminin, protesto hakkının ve ifade özgürlüğünün de sınandığı alanlardır. Son yıllarda Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Azerbaycan gibi otoriter ülkelerde düzenlenen zirvelerde gazeteciler, haber takibine getirilen kısıtlamalarla karşılaşırken, protestolar da önemli ölçüde engellendi.
COP31 öncesinde ifade özgürlüğü alanında çalışan sivil toplum kuruluşları (STK) ve gazetecilik meslek örgütleri, ev sahibi Türkiye ve Avustralya’ya çağrıda bulunarak katılımcıların kendilerini özgürce ifade edebilmeleri ve barışçıl protestolara misilleme kaygısı taşımadan katılabilmeleri gerektiğini vurguladı. Türkiye’de gazetecilerin akreditasyon sürecinde karşılaştığı güçlükler ve sivil toplum kuruluşlarının zirveye katılımında yaşanan sorunlar, bu güvencelerin ne ölçüde sağlanabileceği sorusunu gündeme getiriyor. Üstelik eylül ayında gazetecilerin X hesaplarına yönelik erişim engelleri yaygınlaşırken, son bir buçuk ayda 11 gazeteci tutuklandı.
İklim krizine ilişkin güvenilir bilgi yaygınlaştırmayı hedefleyen İklim Masası’nın editörü Selin Uğurtaş ve Apaçık Radyo’da yayınlanan Açık Gazete programının hazırlayıcılarından ve sunucularından Özdeş Özbay’la COP31 hazırlıklarını, bağımsız gazetecilerin karşılaştığı engelleri ve zirvenin ifade özgürlüğü açısından ne anlama geldiğini konuştuk.
Türkiye COP31’e hazırlıksız mı yakalandı?
Selin Uğurtaş, iklim krizi ve ekoloji alanında çalışan bağımsız kurumların zirveye katılımını düzenleyen mekanizmaların bulunmadığını ve taleplerine rağmen karar alma süreçlerine dahil edilmediklerini belirtti:
“Türkiye, Paris Anlaşması’nı en son onaylayan G20 ülkesiydi. Anlaşma’nın onaylanması, 2053 net sıfır hedefinin konulması, iklim kanunun geçirilmesi gibi birçok gelişme, yalnızca son beş sene içerisinde yaşandı. Haliyle iklim diplomasisinde öne çıkan bir ülke değildik. Türkiye, ülke gruplarına da dahil olmadığı için daha yalnız bir görüntü veriyordu. Çoğu taahhüde imza vermiyordu ve önemli konu başlıklarında nerede durduğunu anlamakta zorlanıyorduk. Böyle bir noktadayken, bir sene içerisinde COP’a ev sahipliği yapmaya hazırlanmak durumunda kaldı. Aslında ev sahibinin kim olacağı genelde çok daha erken netleşiyor ve ülkelerin hazırlanmak için daha fazla zamanı oluyor. Organizasyona dair karmaşanın kısmen bununla ilgili olduğunu düşünüyorum.
“Bu herkesi etkileyen, genel tablo. Ancak bir de bilgiye erişmekte ve süreçlere dahil edilmekte yaşanan sıkıntılar var. Özellikle bağımsız bilgi ve politika üreten kurumlar, katılım süreçlerini tanımlayan mekanizmalar bulunmadığını ve hatta talep etmelerine rağmen danışma süreçlerine dahil edilmediklerini aktarıyorlar. Bu da Türkiye’nin, COP31 sürecinin diyalog ve uzlaşı üzerine kurulacağına dair iddiasını zayıflatıyor.”
Uğurtaş: “COP31’e katılmak bağımsız gazeteciler için daha zor”
Uğurtaş’a göre, bağımsız medyanın ve gazetecilerin mesleki varlığını sürdürmekte zorlandığı Türkiye’de zirveye katılımın önünde ek engeller söz konusu:
“Basın akreditasyonu konusunda bu sene Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) başvuru modelinde bir değişiklik yapıldı. Önceden gazeteciler görevlendirme yazılarıyla ve imzalı haberleriyle kendileri başvuru yapıyordu ve her başvuru tek tek değerlendiriliyordu. Şimdi ise süreç kurumlar üzerinden ilerliyor. Akredite bir medya kuruluşunun, gazetecileri görevlendirmesi gerekiyor. Bu BMİDÇS’nin sistemi, dolayısıyla katılacak tüm gazetecileri etkiliyor; fakat Türkiye gibi medya sahipliğinin siyasi olarak şekillendiği, bağımsız medyanın ve gazetecilerin meslekte tutunmakta zorlandığı bir ülkede, bağımsız gazetecilerin katılımını daha da zorlaştırıyor.
“Özellikle iklim ve ekoloji haberciliği yapan birçok gazeteci bağımsız çalışmak, telif karşılığı haber yapmak durumunda. İki hafta süren bir toplantıya katılmak zaten lojistik olarak masraflıyken, görevlendirildikleri kurumun akredite olması gibi işleri de üstlenmek durumunda kalabiliyorlar.”
COP’lar ve demokrasiden kaçış
Özdeş Özbay ise COP zirvelerinin son yıllarda basın ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığı ülkelerde düzenlenmesinin, iklim hareketinin eylem olanakları ve protesto hakkı üzerindeki etkilerine dikkat çekti:
“1992 yılında BMİDÇS’nin imzalanmasından bu yana sözleşmeyi imzalayan devletlerin bir araya geldiği COP’lar, son yıllarda otoriter........
