Deniz Göktaş’ın tutuklanma sebebi: Diktatörün soyağacı
Çok insanın kafası karıştırıldı.
Ki: Türkiye'de "diktatör" sözcüğü, siyaset biliminin kavramlarından biri olmaktan çıkarılıp, mahkeme dosyalarının konusu haline geldi. En son Deniz Göktaş tutuklandı: “Sen Erdoğan’a diktatör diyemezsin!”
Bugün "diktatör" denildiğinde akla ilk gelen, tek kişinin sınırsız iktidarı, baskı ve korku...
Oysa bu sözcüğün yaklaşık iki bin beş yüz yıllık geçmişi var ve bugünkü anlamından oldukça farklıydı.
"Diktatör", rejimin değil, makamın adıydı...
MÖ 501 yılında Roma Cumhuriyeti'nde "diktatörlük", geçici olağanüstü görevdi. Devletin varlığını tehdit eden ağır kriz ortaya çıktığında, danışma meclisi Senato, iki (eş başkan) yöneticiden birini diktatör atardı…
Görevi, uzun tartışmalarla zaman kaybetmeden hızlı karar almak, krizi sona erdirmek ve ardından yetkilerini devrederek cumhuriyetin olağan yönetimine geri döndürmekti. (Erdoğan’ın başkanlık sistemine geçiş gerekçesine benzemiyor mu?)
Roma'da diktatörlük, cumhuriyetin alternatifi değil, onun güvencesiydi... (Platon, "Devlet" adlı eserinde "diktatör" kavramını farklı isimlendirdi: Erdem ve bilgeliğe dayanan "Filozof Kral"... Kimileri günümüzde kavramı “aydın diktatör” olarak kullanıyor.)
Uzatmayayım, “diktatör” kavramının tarihsel soyağacını yakın tarihe getireyim:
PROLETARYA DİKTATÖRLÜĞÜ
Roma İmparatorluğu yıkıldı ama "diktatör" kavramı tarihten silinmedi. Yüzyıllar boyunca siyaset düşüncesinin tartıştığı kavramlardan biri olmayı sürdürdü...
18’inci yüzyılda Fransız filozof Jean-Jacques Rousseau, “Toplum Sözleşmesi” adlı eserinde Roma'daki diktatörlük kurumunu........
