Türkeş ailesinin zorunlu biadı: Bilinmeyene içeriden bakış
Çocuklar, yanlış anlaşılmak beni ziyadesiyle üzüyor.
Rahmetli Alparslan Türkeş ile ne yazsam, Ayyüce Türkeş hanımefendi telefon edip sitemlerini iletiyor. Yalan yanlış yazdığımı söylüyor. Tahmin edemeyeceği kadar üzülüyorum. Kimsenin canını sıkmak istemiyorum.
Hele sert sözler işitmek bu yaşımda ızdırabımı artırıyor…
Ayyüce Türkeş Hanım’a da söyledim; kaynağım, MHP eski milletvekili Nevzat Kösoğlu’nun “Hatıralar Yahut Bir Vatan Kurtarma Hikayesi” kitabı idi. Anlatamadım...
Peki, biz bu tartışmayı yaparken ne oldu dersiniz? Türkeş'in ilk eşi rahmetli Muzaffer Hanım’dan olan kızı Selcen Türkeş Homriş’in anılar kitabı çıktı: “Kader Sokak/ Türkeş Ailesi.”
Sözü Selcen Hanıma bırakayım ki bölümün başlığı bile ilginç:
-Or-An Sitesi’ndeki annemin hayaller kurup da taşınamadığı ev boş duruyordu. Benim evimin balkonundan bu evi görebiliyordum. Bir gün tesadüfen camdan bakarken buraya eşya taşındığını gördüm ve çok şaşırdım. İlk fırsatta da babama sordum çünkü hep “orada oturmanın kendisine zor geleceğinden satmayı düşündüğünü” söylüyordu. “Satmaktan vazgeçtiğini, döşeyip orada oturacağını, hem bize de daha yakın olacağını” söyleyerek cevap verdi.
Derken 1976 Ağustos’unda bir gün babam, (ablam) Umay’a gelip “evlenmeye karar verdiğini” söylemiş. Umay da evlatları olarak bizlerin onun mutluluğunu istediğimizi, bu bakımdan bir itirazımız olmadığını anlatmış.
Bu konuya benim tepki gösterip üzüleceğimi düşünerek konuyu bana alıştırarak açmak için Umay’la birlikte geldiler. (Babam) Bana yalnız yaşamasının zor olduğunu, bu yüzden evlenmek istediğini anlattı.
Babam elli sekiz yaşındaydı, evleneceği kız ise henüz yirmi üç yaşında…
Son derece üzülmüştüm ve hayretler içindeydim. Babama bir şey belli etmemeye çalıştım. Sadece, “Siz bilirsiniz…” gibi birkaç manasız cümle mırıldandım.
Babam gittikten sonra (damadı) Turgut Ağabey, (damadı) Hamit, (kızı) Umay ve ben şok olmuş bir durumda oturup konuştuk. Elimizden hiçbir şey gelmiyordu.
(Damatları) Hamit ve Turgut gidip babamla konuşmamızı ve bu evliliğin uygun olmadığını söylememizi istiyorlardı. Fakat Umay ve ben bunu çok faydasız bulduk.
Bizden ayrıldıktan sonra babam, Kumrular Sokak’a gidip kayınpederimi (Hamit Homriş) ziyaret etmiş. Onlara da evleneceğini anlatmış. Kayınpederim, “Hata yapıyorsunuz, sonra çok pişman olursunuz, gelin yol yakınken vazgeçin Türkeş’im...” demiş. Fakat babam, “kararından dönmeye niyetli olmadığını” söylemiş.
Bu evlilik haberi partide de pek hoş karşılanmadı ama yapacak bir şey yoktu.
1976 yılının ağustos ayında babam Yalova’da, İstanbul milletvekili Turan Koçal’ın evinde evlendi. Nikahına bizim aileden bir Tuğrul katıldı.
Nikahtan sonra anacığımın yaşamayı hayal ettiği eve babam yeni eşi ile yerleşti.
Bir süre sonra babam eşiyle bizi tanıştırmak için evine yemeğe davet etti. İstemeye istemeye de olsa babama hayır demeyi hiçbir zaman beceremediğimiz için bu davete de katıldık. Annemin yaşamayı hayal ettiği bu evdeki manzara benim için çok elem vericiydi ama üzüntümü yüreğime akıtıp hiçbir şey belli etmeden görevimi yerine getirdim.”
İSMİ OLMAYAN İKİ ÇOCUK
Çocuklar kimsenin ailesinin özel hayatı kimseyi ilgilendirmez. Ama söz konusu olan Türkiye’nin 1944’den vefat ettiği 1997 yılına kadar Türk siyasetine damga vuran biri olunca tarihi yazmak zorunlu oluyor.
Yoksa, sahiden kimsenin üzülmesini istemem. Hakikat neyse tarihe o belge bırakılır…
Türkeş'in ilk evliliğinden çocukları ile ikinci evliliğinde çocukları arasında nasıl bir ilişki vardı?
Dikkatimi çekti; Selcen Türkeş Homriş, kitabında Seval Hanım’ın adını geçirirken bu evlilikten olan iki çocuğun ismini ısrarla yazmadı! Kayınpederinin ailesini bile ayrıntıyla yazarken, iki (üvey) kardeşinin adını anmak istememesi bana tuhaf geldi.
-“12 Eylül 1980’e kadar geçen süre içinde babamın iki çocuğu daha dünyaya geldi.”
“Homriş” soyadının nereden geldiğini, eşinin sülalesini ayrıntılı yazıp ve hatta komşu çocuklarına kadar isimleri tek tek yazan Selcen Hanım kardeşlerinin adını neden yazmadı?
Adını Nihal Atsız’ın koyduğu Selcen Türkeş’in anılarında kuşkusuz babasına büyük sevgi kadar saygısı da olduğu her satırdan belli oluyor…
Ancak bir küçük bölümü okuduğumda gözlerim oldu. Yazıma onun satırlar ile son vereyim:
-Babam politikaya atılırken veya İhtilal Komitesi’ne katılırken annemin müsaadesini almış mı, bilmiyorum. Anneme sormaya hiç fırsatım olmadı. Ama bize sormamıştı. Üstelik birkaç kere askerlik ve politikanın bekar mesleği olduğunu söylediğini duymuştum.
Şimdi bazen içimden sizinle konuşuyorum babacığım. Diyorum ki: Madem politika bekarlık mesleği idi, o dönem politik mücadeleye başlarken biz çocuklarınızın bu yükü taşıyabileceğimizden nasıl bu kadar emindiniz?
Cevabınızı duyar gibiyim: Çünkü siz Muzaffer Hanım’la benim çocuklarımızdınız. Biz sizi şımartmadık, her şarta ayak uydurabilmeniz için güçlü yetiştirdik…
Ben ise diyorum ki: Ama babacığım siz bizi vurdumduymaz, hissiz, duygusuz ve arsız yetiştirmediniz ki…
