menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Füsun nihayet konuşuyor

21 0
22.02.2026

“Hayatımın en mutlu anıymış, biliyordum. Bilmeme rağmen bu mutluluğu koruyamadım, koruyamazdım da… Evet, hayatımın en mutlu anı olduğunu bilmeme rağmen bir şey yapamamanın adıdır Füsun.

Zaten ve artık olmadığım bir hayattan yazıyorum size… Bu cümleyi nasıl alırsanız alın. İster bir roman kahramanı olarak gerçek dünyada hiç var olmamış biri, isterseniz de romanda bile kendine ait bir hayatı olmamış bir kadın gibi…

Ben ikisiyim de. Hem hiç yaşamadım; hem de bunu anlayacak kadar çok yaşadım. Bir mağaza vitrininden apartmana, oradan da müzeye konan bir hayatın öznesiydim. Ne tuhaf değil mi, hiç yaşa(n)madan müzelik oldum.

Siz “aşk” kılığına girmiş bir “takıntının” içinde yıllarca hapis kalmak nedir bilir misiniz? Ben bilirim.

Üstelik de o en masum duygularınızla, tepeden tırnağa kadar sırılsıklam aşıkken… Daha on sekiz yaşındasınız, önünüzde upuzun bir hayat var. Bir gün bir adam giriyor kapıdan içeri ve o buğulu gözlerinin ardında sakladığı bir gizemle sizi, tüm geleceğinizle birlikte oradan (ç)alıyor. O an hiçbir şeyden haberiniz yok ve adına “aşk” diyorsunuz.

Aslında yanlış da değil. Aşık bir genç kadın nasıl olabilirse o kadar masum ama bir o kadar güçlü ve yoğun. Dünyada sadece o varmış, evren sadece ondan oluşmuş gibi… Oysa onun hissettiği şey, sandığım gibi bir aşk değil. Yanındayken sıradan bir ihtimalim, yok olduğumda ise küllerimden yeniden doğduğum bir kadın. Yanlış anlaşılmasın, yaşamıyorum aslında. Nihayetinde külüm, sadece onu en ilkel içgüdülerine götüren, hatta belki de sadece bu hisleri hatırlatan bir otoban gibiydim. Çoğunuzun düşündüğü gibi ben bir takıntı (bile) değildim, kaybetme korkusunun takıntıya dönüşmüş haliydim. Bu yüzden de bana, özgür bırakabilecek kadar cesur bir sevgiyle değil, benim varlığımı kanıtlayan nesneler üzerinden beni “zamana mühürleyecek” bir korkuyla bağlandı. Bir nevi, beni öldürdükten sonra uzuvlarımı saklayan bir katil gibi...

En acısı da benim halen yaşamamdı. Tabii buna yaşamak denirse…” Anlatıcısı olmadığı bir romanın en önemli karakterlerinden biri olan Füsun’la açtık bugünkü yazıyı. Romanından, ama en çok da şu günlerde ortalığı kasıp kavuran dizisinden aldığımız ilhamla... Orhan Pamuk’un 2008 tarihli romanı Masumiyet Müzesi, uzun bir karar ve çok katı bir yazar prensibi anlaşmasıyla Ay Yapım tarafından uyarlanarak 9 bölümlük bir dizi olarak Netflix’dekarşımıza çıktı.

Senaryosunu Ertan Kurtulan’ın kaleme aldığı dizinin yönetmen koltuğunda daha önce Öyle Bir Geçer Zaman ki, İstanbullu Gelin ve Kulüp gibi yapımlardan tanıdığımız Zeynep Günay Tan oturuyor. Dizinin başrollerini Selahattin Paşalı ve Eylül Lize Kandemir paylaşırken onlara Tilbe Saran, Bülent Emin Yarar, Oya Unustası, Gülçin Kültür Şahin, Onur Ünsal ve Ercan Kesal eşlik ediyorlar.

“En iyi kitabım değil”

Öncelikle........

© OdaTV