Mimar Kemal Ortaokulu Kapanırken: Bir Okuldan Fazlası, Bir Hafızanın Sessiz İhracı
Bir okul kapanır bazen. Fakat kapanan yalnızca duvarlar, kapılar, sınıflar değildir; birlikte yaşama biçimleri, ortak üretim alanları ve bir kentin kendini kurma hafızası da yavaşça geri çekilir. Mekânın kapanışı çoğu zaman görünür bir son gibi dursa da, aslında daha uzun bir dönüşümün yalnızca son halkasıdır.
Ankara’nın merkezinde, Yüksel Caddesi’nde yer alan Mimar Kemal Ortaokulu, yalnızca bir eğitim kurumu değil; farklı dönemlerin düşünsel, kültürel ve siyasal birikimini içinden geçirmiş bir hafıza noktasıdır. Mezunları arasında Bülent Ecevit’ten Orhan Pamuk’a, Sevgi Soysal’dan Hasan Cemal’e uzanan isimlerin bulunması, bu mekânın sıradan bir okul olmanın ötesinde, toplumsal belleğin üretildiği bir alan olduğunu gösterir. Bugün bu okulun kapatılacağı iddiası, teknik bir düzenleme gibi sunulsa da, geride bırakacağı boşluk yalnızca fiziksel değildir.
426 öğrenci, 38 öğretmen, 20 derslik… Bu sayılar ilk bakışta bir kurumun işleyişine dair nötr veriler gibi görünür. Oysa bu tür veriler, çoğu zaman bir gerçeği anlatmaktan ziyade bir yönelimi gerekçelendirmek için kullanılır. “Öğrenci sayısı az” ifadesi, yalnızca bir tespit değil, aynı zamanda bir kararın dilidir. Velilerin dile getirdiği, sınıfların son yıllarda sistemli biçimde azaltıldığı yönündeki iddia ise bu sürecin kendiliğinden değil, yönlendirilmiş olabileceğini düşündürür. Kurumlar her zaman doğrudan kapatılmaz; önce işlevleri zayıflatılır, ardından “kaçınılmaz” olduğu söylenen bir sonla karşı karşıya bırakılır.
Okulun yerine Çankaya İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün taşınacağı iddiası, mekânın niteliğinde köklü bir değişime işaret eder. Çünkü bir okul, yalnızca bilgi aktarımının değil;........
