Çocuklar…
İnsan türünün yeniliklere en açık çağının, bebeklikten itibaren ilk beş yıl olduğunu söylüyor bilim insanları. Yetişkinlik ve yaşlılık çağında adeta tek renge tapan bir dindar, tek ses çıkaran bir düdük olup çıkıyor kişi. İnsan yaş aldıkça zihinsel olarak büyümüyor; aksine kısalıyor, daralıyor. Bebekken kendi seçtiği yöne giderken, yetişkin (yetişkin ne demekse artık) olunca başkalarının seçtiği yöne gider oluyor. Zira gerçekte yetişkinlerin ne dinî inançları ne de ideolojileri kendi seçimleri, kendi tasarımlarıdır. Çocuklar ise yolu büyükleri gibi herkesin yürüdüğü yerden değil, kendi seçtikleri yerden yürürler. İşte bu yüzden çocuklar en iyi kâşiflerdir. Öğrendikleri her şey kendi buluşlarıdır. En basitinden, hatayı iğne gibi batırırlar tenlerine; dener ve öğrenirler. Denemeden, teste tabi tutmadan hataya “hata” demezler. Başka bir konuda biri için “hata” olan, diğeri için olmayabilir zira. Hatanın kriterini başkası değil, kendileri koyarlar.
Çocuklar neden yapılmıştır, biliyor musunuz? Etten ve kemikten çok, camdan ve ruhtan yapılmışlardır. Bir kez kırıldılar mı tekrar yapışmazlar. Çocukken yazdıklarını ömür boyu temize çeker de yine de bitiremez insan.
Neticede çocukların güzelliğine sığınmış bir türüz. Sanki onların yüzü suyu hürmetine yaşıyormuşuz gibi gelir bana. Onların kalbine girmek kolaydır; sevgi........
