menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Terörsüz Türkiye: Barışın Hukukî Zemini

4 0
previous day

Prof. Dr. Seyithan Deliduman

Bir terör örgütünün silah bırakması, bir devlet açısından yalnızca güvenlik bakımından değil, hukuk bakımından da yeni bir dönemin kapısını aralar. Çünkü silahların susması, geçmişten kalan soruşturmaların, kovuşturmaların, mahkûmiyetlerin ve bunların doğurduğu hukukî sonuçların nasıl ele alınacağı sorusunu da beraberinde getirir.

Türkiye’nin önünde bulunan “Terörsüz Türkiye” hedefi bu nedenle yalnızca güvenlik veya siyaset perspektifinden değerlendirilemez. Kalıcı bir sonuç için silahlı çatışmadan toplumsal barışa geçişin hukukî zemininin de oluşturulması gerekir.

TBMM’ye sunulan “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, esas itibarıyla bu ihtiyaca cevap vermeyi amaçlamaktadır.

Teklifin temel yaklaşımı açıktır: PKK/KCK terör örgütünün fiilî varlığına son vermesi ve kontrolündeki silah ve mühimmatı teslim etmesi, öngörülen hukukî sonuçların doğması bakımından ön şart olarak düzenlenmektedir. Bu durumun güvenlik kurumlarınca tespit edilmesi ve Millî Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilerek Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından düzenlemede öngörülen hukukî mekanizmaların işletilmesi öngörülmektedir.

Başka bir ifadeyle:

Önce silahsızlanma, sonra hukukî sonuç.

Bu yaklaşım, teklifin en önemli özelliklerinden biridir.

Af mı, Erteleme mi?

Teklifin kamuoyunda en fazla tartışılacak yönlerinden biri kuşkusuz “af” meselesidir.

Ancak düzenlemeyi yalnızca bu kavram üzerinden değerlendirmek, ortaya konulan hukukî modeli eksik bırakabilir.

Teklifte belirli suçlar bakımından soruşturma ve kovuşturmaların 5 veya 10 yıl süreyle ertelenmesi; kesinleşmiş mahkûmiyetlerin infazının da aynı sürelerle ertelenmesi öngörülmektedir. Bu süre içinde yeni bir terör suçu işlenmemesi hâlinde soruşturma ve kovuşturmalar bakımından dosyanın sonuçlandırılması, infaz bakımından ise cezanın infaz edilmiş sayılması söz konusu olacaktır.

Dolayısıyla burada koşulsuz bir cezasızlıktan değil; silah bırakma ve örgütsel faaliyetin sona ermesi gibi temel şartların yanı sıra belirli bir süre boyunca yeni bir terör suçu işlenmemesine bağlanan hukukî sonuçlardan söz edilmektedir.

Bu nedenle teklif, klasik anlamda bir genel veya özel af düzenlemesi olarak adlandırılmamıştır. Ancak hukukta bir kurumun niteliğini yalnızca ona verilen isim belirlemez. Asıl önemli olan, düzenlemenin hangi hukukî sonuçları doğurduğudur.

Bu açıdan, belirli şartların gerçekleşmesiyle kesinleşmiş bir cezanın “infaz edilmiş sayılması” sonucunu doğuran düzenlemenin anayasal anlamda af kurumu ile ilişkisi ayrıca tartışılmaya açıktır.

Dolayısıyla asıl soru yalnızca:

“Bu bir af mıdır?”

sorusu değildir.

Asıl soru şudur:

Kanun koyucu, toplumsal barış amacıyla ceza hukukunun hangi araçlarını ve hangi anayasal sınırlar içerisinde kullanabilir?

Bu sorunun cevabı, düzenlemenin adından çok, doğurduğu hukukî sonuçların anayasal ilkeler ışığında değerlendirilmesini gerektirir.

Türkiye Bu........

© ngazete