Kanun Teklifine İtiraz Başka, “İhanet Belgesi” Demek Başka
Prof. Dr. Seyithan Deliduman
Türkiye’nin terör sorununu sona erdirme ve toplumsal bütünleşmeyi sağlama amacıyla yürütülen süreç, yalnızca siyasetin değil, hukukun da konusudur. Bu nedenle TBMM Adalet Komisyonunda kabul edilen kanun teklifinin içeriği, kapsamı ve doğurabileceği hukukî sonuçlar elbette ayrıntılı biçimde tartışılmalıdır.
Nitekim bazı çevreler tarafından, komisyonda kabul edilen kanun teklifinin içeriğine yönelik son derece sert değerlendirmeler yapılmış; teklifin “ihanet belgesi” niteliğinde olduğu ileri sürülmüş ve düzeltilmesi amacıyla Komisyona geri çekilmesi gerektiği savunulmuştur.
Bu değerlendirmeye katılmak mümkün değildir.
Buradaki mesele, teklifin doğru veya yanlış olması meselesinden önce, bir yasama faaliyetinin hangi kavramlarla nitelendirilmesi gerektiği meselesidir.
Eleştiri hakkı vardır; ancak hukukî nitelendirme de ölçülü olmalıdır
Bir kanun teklifinin yanlış olduğunu düşünmek mümkündür.
Anayasaya aykırı olduğunu ileri sürmek mümkündür.
Ceza hukuku ilkeleriyle bağdaşmadığını savunmak mümkündür.
Eşitlik ilkesini ihlal ettiğini, ölçüsüz olduğunu, belirsizlik taşıdığını veya hukukî güvenliği zedelediğini söylemek mümkündür.
Hatta teklifin geri çekilmesini, yeniden hazırlanmasını veya bazı hükümlerinin değiştirilmesini istemek de demokratik hukuk düzeninin doğal sonucudur.
Bütün bunlar meşru eleştiri alanı içerisindedir.
Ancak hukukî eleştiri ile “ihanet belgesi” nitelendirmesi arasında önemli bir fark vardır.
Çünkü “ihanet”, sıradan bir hukukî eleştiri kavramı değildir.
Bir hukukçu ya da hukukî tartışmaya katılan herkes bakımından kullanılan kavramın, tartışılan işlemin niteliğiyle uyumlu olması gerekir. Bir kanun teklifinin bazı hükümlerinin Anayasaya aykırı olabileceğini söylemek başka; henüz yasalaşmamış bir kanun teklifini “ihanet belgesi” olarak nitelendirmek bambaşka bir şeydir.
İlkinde hukukî bir iddia vardır.
İkincisinde ise hukukî tartışmanın sınırlarını aşan, siyasî ve ahlâkî çağrışımları son derece ağır bir nitelendirme söz konusudur.
Siyasî tartışmanın dili, hukukî tartışmanın dilinden daha sert olabilir. Ancak özellikle hukuk alanında söz söyleyenlerin, kullandıkları kavramların anlamına ve sınırlarına daha fazla dikkat etmeleri gerekir.
Yasama yetkisi Anayasa ile sınırlıdır
Meselenin temelinde açık bir anayasal gerçek bulunmaktadır:
Kanun koymak, değiştirmek ve kaldırmak TBMM’nin görev ve yetkileri arasındadır.
Ancak bu yetki sınırsız değildir.
TBMM de Anayasa ile bağlıdır.
Yasama organı Anayasaya aykırı düzenleme yapamaz. Temel hak ve özgürlüklere ilişkin anayasal güvenceleri ihlal edemez. Hukuk devleti, eşitlik, ölçülülük, belirlilik ve diğer anayasal ilkeler yasama faaliyetinin sınırlarını oluşturur.
Dolayısıyla bir kanun teklifine yönelik anayasal eleştiri son derece meşrudur.
Bir hükmün Anayasaya aykırı olduğu ileri sürülebilir.
Bir düzenlemenin hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı savunulabilir.
Eşitlik ilkesinin ihlal edildiği söylenebilir.
Ceza hukukunun temel ilkeleri bakımından sakıncalar ortaya konulabilir.
Ölçülülük ve belirlilik yönünden itirazlar getirilebilir.
Bunların tamamı hukukî tartışmanın konusudur.
Ancak teklifin Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile yasama faaliyetinin “ihanet” olarak nitelendirilmesi aynı şey değildir.
İlkinde hukukî bir değerlendirme vardır.
İkincisinde ise hukukî tartışmanın dışına taşan ağır bir siyasî nitelendirme söz........
