Kosova Ovası’ndan Bursa’ya: Bir Hünkârın İki Türbesi
Altay Suroy RECEPOĞLU
Bursa’nın Fetih Panoramik Müzesi’nde, tarihin duvarlara değil, insanın üzerine yürüdüğü bir gün yaşadım.
Bursa, Çekirge’de I.Sultan Murat Hudavendigar külliyesi ve türbesi
Salonun loşluğunda, 1389 yılının Kosova Ovası yeniden kurulmuştu. Birkaç adım ötede, savaşın ortasında duran Sultan Murad Hüdavendigâr vardı. Karşısında kılıçlar, atlar, sancaklar, ölüler ve ölümün henüz tamamlanmamış sessizliği… Tabloya baktıkça, onun yalnızca bir savaş sahnesi olmadığını düşündüm. Bu, bir hükümdarın hayatının son anını değil, bir devletin tarihindeki büyük kırılma noktalarından birini resmediyordu.
Ben o tabloya yalnızca bir müze ziyaretçisi gibi bakmadım.
Çünkü Kosova Ovası’nı biliyordum.
Sultan Murat Hüdavendigar’ın Türbe içi (Çekirge / Bursa)Orada, Priştine yakınlarında, Sultan Murad’ın şehit edildiği yerde yükselen türbenin önünde defalarca durmuş; o toprağın üzerine sinmiş zamanı dinlemiştim. Bursa’da ise şimdi aynı hükümdarın başka bir mekândaki sessizliğine bakıyordum. Bir tarafta Kosova’nın toprağı, diğer tarafta Bursa’nın mermeri… Bir tarafta şehadet yeri, diğer tarafta bedeninin defnedildiği türbe.
Kitabın ön kapağı
Sanki Sultan Murad’ın hayatı, iki coğrafya arasında uzanan uzun bir yoldu.
1389 yılının Kosova’sı, yalnızca iki ordunun karşılaşması değildi.
Balkanlar, o dönemde siyasi bakımdan parçalanmış, iktidar mücadeleleriyle sarsılan bir coğrafyaydı. Sırp İmparatorluğu’nun eski gücü dağılmış, bölgesel beyler arasında rekabet artmış, Bizans siyasal bakımdan zayıflamıştı. Osmanlılar ise Anadolu’daki siyasi varlıklarını güçlendirirken Rumeli’de yeni bir düzen kuruyor, Balkanların siyasi haritasını adım adım değiştiriyordu.
Kosova Ovası bu büyük dönüşümün ortasında duruyordu.
Bir tarafta Sultan I. Murad’ın ordusu… Diğer tarafta Sırp knezi Lazar’ın öncülük ettiği, farklı Balkan güçlerinin katıldığı geniş bir ittifak…
O gün ovaya yalnızca askerler çıkmadı. İki farklı siyasi gelecek de karşı karşıya geldi.
Kosova Savaşı’nın tarihî sonucu Osmanlıların zaferi oldu. Ancak savaş, iki taraf için de ağır kayıplarla sonuçlandı. Sırp knezi Lazar hayatını kaybetti. Sultan Murad da savaşın ardından, tarihî kaynaklarda ve halk anlatılarında farklı biçimlerde aktarılan olaylar sonucunda hayatını kaybetti.
Böylece Kosova, yalnızca bir zafer meydanı değil, iki hükümdarın da ölümüyle hatırlanan bir tarih alanı hâline geldi.
Bu yüzden Kosova’da tarih, hiçbir zaman yalnızca “kim kazandı?” sorusundan ibaret değildir.
Kosova’da tarih, aynı zamanda “kim burada kaldı?” sorusudur.
Ve Sultan Murad kaldı.
Sultan Murad’ın ölümü hakkında tarih boyunca farklı anlatılar ortaya çıktı.
En yaygın rivayete göre, savaşın ardından meydanı gezen Sultan Murad’a yaralı bir Sırp soylusu olan Miloš Obilić, hükümdara ulaşarak onu hançerledi. Bu anlatı, zamanla tarih ile efsanenin birbirine karıştığı büyük bir hikâyeye dönüştü.
Başka anlatılarda ise olayın ayrıntıları farklı biçimlerde aktarılır.
Fakat bütün bu rivayetlerin ortak noktasında aynı sahne vardır:
Bir hükümdar savaş meydanında dolaşmaktadır. Zafer kazanılmıştır. Ancak ölüm henüz son sözünü söylememiştir.
İşte bu nedenle Kosova anlatılarında Sultan Murad’ın ölümü, savaşın içinde değil, savaşın hemen sonrasında gerçekleşen dramatik bir sahne olarak hatırlanır.
Bu sahne, halk hafızasında öylesine güçlü yer etmiştir ki, zamanla tarihî olayın etrafında sayısız söylence oluşmuştur. Miloš Obilić’in kimliği, hançerin nasıl saklandığı, hükümdara nasıl yaklaştığı, Sultan Murad’ın son sözleri ve oğluna bıraktığı devlet gibi unsurlar, tarihî anlatı ile destansı........
