menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Cari açık değil zeka açığı!

339 0
16.04.2026

Sahi Türkiye’nin ithalatı neyin ithalatı? Ekonomi söylemine bakarsan sanki memlekette herkes sabah kalkıp ithal telefon alıyor, öğlen lüks çanta bakıyor, akşam da yabancı otomobil deniyor.

Hatta ithalatın azalması adına Çin sitelerinden yapılan alışverişlerin limitini önce 27 Euro’ya kadar indirip sonra onu bile yasakladılar. Neymiş? İthalat artıyormuş… Aslında çakal ithalatçılar bu sayede vatandaşa rahat rahat pahalı mal kitleyemiyordu… Biraz da ona takıldılar.

İthalatın yaklaşık yüzde 70-75’i sanayicinin üretim yapması için gereken ara malı ve hammadde... Yani fabrikadaki makinenin dönmesi için dışarıdan o kimyasalı, o demiri almak zorundasın.

Yaklaşık yüzde 14-15’i sermaye yatırım malları… Yeni bir fabrika kuracaksan, kapasite artıracaksan o teknolojiyi yine dışarıdan getiriyorsun.

Tüketim malları ise sadece yüzde 10-15 bandında... Yani ithalatımızın neredeyse yüzde 85-90’ı doğrudan üretim ve yatırım odaklı.

Bunun anlamı bizim “Üretim modelimiz” ithal etmeden üretmeye, üretmeden de büyümeye izin vermiyor. Eğer ithalatı kısarsan üretim durur, üretim durursa ekonomi küçülür, ekonomi büyümezse işsizlik patlar...

Sorun milletin aldığı telefon kılıfı değil, üretim düzeninin ta kendisi... İşte Türkiye’nin büyüme modeli de tam burada duvara tosluyor.

İhracat yapıyoruz ama ihracatın içinde de ithal girdi var. Biraz daha büyüyelim diyoruz, ithalat sıçrıyor. Biraz daha üretelim diyoruz, enerji faturası iyice kabarıyor. Sonra da “Neden cari açık arttı?” diye şaşırıyorlar!

Neden artmasın? Bu düzenle büyüme, dış açık üretme makinesine dönüştü. Ekonominin motoru her hızlandığında gösterge panelinde aynı kırmızı ışık yanıyor; Cari açık!

İşte bu düzeni Mehmet Şimşek bitirdi. Maşallah artık ekonomi yavaş da büyüse cari açık verir hale geldi. Bunun anlamı artık kriz olduğunda ekonomiyi yavaşlatmak işe yaramayacak!

Fabrikanın siparişi düştü, vatandaşın cebindeki para eridi, kredi musluğu kıstın, millet ithal malı geçtim yerli malı bile alamadı. Sonra da “Ama açık az arttı!” Buna başarı dersen, yangını söndürmek için evi yıkana da mimar dersin…

İşin kötü tarafı bunu yedirdikleri diploma sahipleri de “Ekonomist” diye dolaşıyorlar etrafta… Cumhurbaşkanından bakanına, televizyon yorumcusundan bakkala herkesin ekonomist olduğu bir ülkenin ekonomisinin dünyanın en kötü ekonomisine sahip ülkelerinden biri olması çok enteresan değil mi?

Türkiye ekonomisi, “İthal et, borçlan, sonra o borcu ödemek için daha çok ithal et” döngüsüne hapsolmuş durumda... Ve ülke yönetimi bu durumu çözebilecek kapasiteye sahip olmadığını bize son 24 yılda gösterdi.

Hadi onlar koltuk sevdasında… Durumu anlarım ama… Onlara yağ çekip doğru yolda olduklarını söyleyen embesillerin derdi ne acaba?


© Nefes