Şeffaflık yoksa bedel var!
Dönemin DYP-SHP koalisyon hükümeti, piyasa değeri 36 milyar dolar olan Türk Telekom’un %49’unu özelleştirecekti, ancak bunun için kanun çıkarmak gerekti…
Dönemin başbakanı Prof. Dr. Tansu Çiller metnin hazırlanması sürecinde Anayasa Mahkemesi’nden bir raportör talep etti…
Niçin mi?.. Anayasaya uygun bir kanun metni hazırlamak için…
Mahkeme Başkanı Yekta Güngör Özden, “yanlış bir kanun metni yazılmaması için” istenen yardımı neden vermediklerini kamuoyuyla paylaşırken, hafızama kazınan şu açıklamayı yaptı:
“Sayın Başbakan Telekom’u özelleştirmek için bizden kopya istiyor...”
Meclisteki hukukçuların hazırladığı kanun metni Meclis’ten geçti ama iş orada bitmedi…
Aynı hükümette Dışişleri Bakanı olarak görev yapan SHP Milletvekili Prof. Mümtaz Soysal, yanına muhalif milletvekillerini de alarak düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı...
Mahkeme yasayı esastan bozdu... TELEKOM’un özeleştirilmesi gerçekleştirilemedi…
Eğer o tarihte TELEKOM’un yaklaşık %50’si satılabilseydi, 18 milyar dolar gelir elde edilecekti...
O gün Türkiye’nin toplam kamu dış borcu sadece 16 milyar dolardı…
Demek istemem o ki...
O (Bence) “AYM ayıplı” dönemin üzerinden 12 yıl geçince TELEKOM bu kez sadece 5,5 milyar dolara satıldı... Üstelik satın alan Lübnanlı şirket, ödemeyi Türkiye’deki bankalardan aldığı kredilerle yaptı, fakat günü gelince o kredileri ödemedi…
Bankalar, alacaklarına karşılık TELEKOM’un %49 hissesini satın aldılar…
Sonuç: kamu (Devlet), potansiyel bir geliri kaybetti...
Bankalar risk üstlendi...
Faturayı dolaylı olarak toplum ödedi…
Burada özelleştirme tartışması yapmıyorum ancak şunu söylemezsem çatlarım:
Birbirlerine müdahale etmeleri anayasa tarafından yasaklanan ama…
Birbirlerine yardımcı olmaları da yine aynı anayasa tarafından emredilen Kuvvetler (Yasama, Yürütme, Yargı): benzer süreçlerde yardımı esirger, süreçler net olmaz, kurumlar arasındaki gerilimler açıkça konuşulmazsa: bedel büyük olur…
1994’te devletin, haliyle milletin ödediği bedel 12.5 milyar dolar olmuştu…
Cezaevine girme korkusu
Geleyim bugüne: gazeteci Alican Uludağ tutuklandı...
Hangi paylaşımı nedeniyle?..
Hangi cümlesi dezenformasyon sayıldı?..
Hangi ifadesi hakaret kapsamına alındı; bilmiyoruz…
Mahkeme kamuoyuna açık ve net bir şekilde, “şu paylaşım nedeniyle” demiyor…
Peki bunun sonucu ne?..
Tabii ki belirsizlik...
Ve bilinir ki belirsizlik, en ağır sansürdür...
İnsanlar yanlış yapmamak için değil, neyin yanlış sayılacağını bilmedikleri için susmaya başlar...
Oysa hukuk devleti dediğimiz şey tam da bu noktada oluşur:
Benim talebim çok basit:
Eğer ortada bir suç varsa, lütfen hangi paylaşım nedeniyle olduğu açıklansın…
Bizler de aynı hatayı(!) yapmayalım...
Cezaevine girme korkusuyla değil, hukukun sınırlarını bilerek yazalım…
