Kendini yaşatan şehir
Devleti yanında hissetmek” diye bir kavram, bir his vardır ya hani...
Bugünlerde en çok eksikliğini hissettiğimiz duygu bu olsa gerek.
“Devlet” derken, vergi isterken yakanıza yapışan, bürokrasi derseniz kralını çıkaran devleti kastetmiyorum.
“Yanında hissetmek” derken de öyle para veren, karnınızı doyuran devleti de aramıyorum.
“Gölgesi, kanatları üstümüzden eksik olmasın” diyebileceğimiz, bizden aldığı her kuruşu doğru yere harcadığını gördüğümüz, tüyü bitmemiş yetimlerin kimsesi olan, geceleri güvenle başımızı huzurla yastığa koymamızın güvencesi olan bir devlettir sözünü ettiğim.
Uluslararası Gastronomi Film Festivali için üç gündür Kars’tayım.
AJET ile geldim, AJET’le döneceğim.
Bilet için gidiş dönüş 11 bin lira ödedim. Arabayla gelseydim bin 100 kilometre için yine 11 bin lira benzin parası ödeyecektim. 12 saatlik yol da cabası.
Az masraflı bir tatil için Kars’a, Ardahan’a ve Iğdır’a gelen, gelmeyi planlayan insanları düşünüyorum. Üç-dört kişilik bir aile olsanız, sadece ulaşıma bir servet ödersiniz.
Eskiden taşra büyük kentlere göre daha ucuz, daha geçinilebilir olurdu. Türkiye’deki enflasyon ve hayat pahalılığı buraları da vurmuş.
Bir filtre kahveyi 185 liraya satın alınca insan kendini Ankara’da, İstanbul’da gibi hissediyor.
Allahtan kahveyi muhteşem bir Rus binasının büyüleyici atmosferinde içiyorsunuz da parayı sadece kahveye değil, aynı zamanda mekânın üzerinizde yarattığı güzel etkiye ödüyorsunuz diye kendinizi teselli edebiliyorsunuz.
Benzer hisler iyi lokantalarda da sizi yalnız bırakmıyor.
Neyse ki yollarda arabayla,........
