menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tıp Bayramı Muhasebesi

23 0
16.03.2026

Pandemi döneminde gece gündüz, canlarını tehlikeye atarak çalıştılar.

Gel zaman git zaman haklarını istediler.

Alamayan “gideceğim.” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “Varsın gidiyorlarsa gitsinler.” diye yanıt verdi.

Başta doktorlar olmak üzere sağlık çalışanları tek tek gitti.

Özellikle üniversite hastanelerinin o eski hâlinden eser yok şimdi.

Artık tıp fakültesine talep az.

Okuyan da cerrahlıktan kaçıyor; bazı bölümlerde uzman yetişmez oldu.

Daha az mesai yapılan, daha çok kazanılan bölümler tercih ediliyor.

Gelinen tabloda doktor bulmak zor.

Devlet hastanelerinde bir doktorun günde kaç hasta gördüğünü biliyorsunuz, ayırabildiği süreyi de…

Bakışma süresi kadar kısa zamanda ne hasta ne de doktor doğru iletişim kurabiliyor.

Mesai sistemi, uzun nöbet saatleri derken tablo kararıyor.

Ve işin bir başka boyutu sağlıkta şiddet.

Bazen hasta ve hasta yakınları, kimi zaman da doktor ya da sağlık çalışanları sözlü ve fiziki şiddet uyguluyor.

Minnettarlıktan “Varsın Gidiyorlarsa Gitsinler”e Uzanan Dikenli Yol…

14 Mart Tıp Bayramı her yıl sağlık çalışanlarına teşekkür edilen, çiçeklerin verildiği bir gün olarak kutlanıyor. Ancak gerçek tablo ne?

Gördüğümüz, görmediğimiz; duyduğumuz, duyamadığımız başkaca neler yaşanıyor hastanelerde, ASM’lerde, tıp merkezlerinde? Sorularımı Sağlık Hizmetleri Sendikası Genel Başkanı Özlem Akarken’e sordum.

Sağlıkta Alarmın Adı: İş Yükü

İlk sorum maaş, özlük hakları çığlığının detayları ve neden tıp öğrencilerinin-yeni mezun doktorların cerrahiden uzaklaştığı oldu. Bu durum sağlık sistemini ve çalışan motivasyonunu nasıl etkiliyor?

Sahim-SEN Genel Başkanı Özlem Akarken:

“Bazı branşlarda iş yükü çok ağır, risk çok yüksek ve buna karşılık çalışma koşulları yeterince destekleyici değil. Özellikle cerrahi branşlar yoğun sorumluluk demek. Bu durum aslında sağlık sisteminin sürdürülebilirliği açısından da önemli bir gösterge. Adil ücret politikası, emekliliğe yansıyan tek kalem maaş sistemi, güvenli çalışma ortamı ve makul iş yükü sağlandığında hem mesleki motivasyon güçlenir hem de kritik branşlara olan ilgi yeniden artar.”

Yani, o idealist hekimleri kazanabilmek adına hızla adım atılması şart.

Sağlıkçıların dertlerinden biri de uzun nöbetler…

Uzun Nöbet = Kısa Sürede Tükeniş

“Çalışma saatleri fiziksel ve psikolojik sağlığı etkileyebiliyor, yani hizmet kalitesini dolaylı olarak etkiliyor.Öncelikle personel sayısının artırılması, nöbet sürelerinin makul seviyelere çekilmesi ve nöbet sonrası dinlenme hakkının etkin biçimde uygulanması gerekiyor. Ayrıca nöbet ücretlerinin verilen emeği karşılayacak düzeyde olması da önemli. Sağlık çalışanı yaptığı işin değer gördüğünü hissettiğinde motivasyonu artar.”

“Eskiden Doktor Dövemiyorduk, Artık Dövüyoruz”

Sağlıkta şiddete geniş bir alan açalım.

Neredeyse her gün memleketin bir başka köşesinden güvenlik kamerası görüntüsü geliyor.

Birinde doktor hastayı azarlıyor, tartışma çıkıyor.

Diğerinde hasta yakını doktorun üzerine yürüyor.

Bir başka hasta yakını hemşireye saldırıyor.

Hastalar sıra beklerken birbirine giriyor.

Bir başkası “Muayene bile etmeden ezbere ilaç yazdı.” diye hekimi suçluyor.

Tartışma hiç son bulmuyor.

Çoğu zaman tekmeli tokatlı kavgaya dönüyor.

Kim bilir, belki de kırılma bir AK Parti seçmeninin “Eskiden doktor dövemiyorduk, artık dövüyoruz.”övüncüyle kırıldı…

Bu görüntülerin temelinde ne yatıyor?

“Yoğunluk, randevu sistemi, beklentilerin yönetilememesi gibi birçok faktör zaman zaman gerginliklere yol açabiliyor. Bizim yaklaşımımız şu: Sağlık çalışanlarını hedef hâline getiren her türlü söylemden uzak durulmalı, caydırıcı yasal düzenlemelerin kararlılıkla uygulanması, hastanelerde güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesi ve toplumda sağlık çalışanlarına yönelik saygı kültürünün yeniden güçlendirilmesi çok önemlidir.”

Sağlık Sistemi Nasıl Güçlenecek?

Siyasiler her ne kadar randevu sorunu yok dese de hastalar randevu almakta zorlanıyor.

Muayene için birkaç gün içinde alınabilen randevu, görüntüleme ve hayati tetkikler için aylar sonrasına veriliyor; o da iyi ihtimal…

Hastaların en önemli şikâyetlerinden biri bu.

Çünkü hasta hakları çoğu zaman resmen askıda kalıyor.

Bu sistem, daha doğrusu sistemsizlik, doktoru da doğrudan etkiliyor.

Bir kere her şeyden önce teşhis ve tedavi süreci aksıyor.

Peki bu gibi durumların yansıması ne?

“Bu da doğal olarak hem randevu sistemini hem de sağlık çalışanlarının günlük iş yükünü etkiliyor. Birinci basamak sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, koruyucu sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, hekim ve sağlık personeli sayısının artırılması ve sağlık hizmetlerinin daha dengeli dağıtılması gerekiyor. Sağlık sistemi güçlü olursa hem çalışanlar hem de toplum kazanır.”

İşte olay tam olarak bu: Sağlık sistemi güçlü olursa herkes kazanır.

Herkes rahat bir nefes alır.

Bu nedenle Tıp Bayramı sadece teşekkür günü değil, sistemin kırılganlıklarını sorgulamak için bir fırsattır.

İki gün geçti bile üzerinden, bu yıl sorgulandı mı?

Çözüm önerilerini sıraladık, duyan olacak mı?


© Nefes