Siz önce Çağlar'dan kurtulun, stadı rahat bırakın
Futbol, hataların muhasebesidir. Seninkini rakibin, onunkini sen puana çevirmek için koşarsın doksan dakika boyunca. Sezon kapandığında terazinin hangi kefesi ağır basmışsa, şampiyonluk oraya yazılır. Basit formül. Ama Fenerbahçe, tam 12 yıldır bu sade denkleme çomak sokmakta direniyor.
Hasret uzadıkça akıl kısalmış. Hatayı dışarıda aramak, son 12 senede en çok tekrar ettiği adet oldu. Yel değirmenlerine mızrak sallayan Don Kişot hikâyesi, Kadıköy'de her mevsim yeniden sahneleniyor. Oysa mesele saldırılan değirmenlerde değil, mızrağın çevrildiği yanlış yöndeydi hep.
Rizespor'u yeneceksin, maç fazlasıyla lider olacaksın. 10 kişi kalan rakip. 1-0'dan 2-1'e dönen skor. Kendi taraftarının önünde akşam müziği. Sonra 90+... Bu kadar sermaye verildiği halde sahneden ışıksız ayrılıyorsan, suçun büyüğü seninledir, senin yanındadır, senin içindedir.
Evet, son pozisyonda Oğuz Aydın faul yapmıyor. Evet, kaleci kırmızıyı hak ediyordu belki de. Hatta belki daha niceleri... Ama uzatmalarıyla beraber yüz dakikayı aşmış bir maçın bütün kaderini tek bir kareye yüklemek, kimseyi artık avutmuyor. Avutuyorsa da, gerçekle yüzleşmekten kaçanı avutuyor.
Fenerbahçe yalnızca bu sezon bu filmi beş kez izledi. Son 12 yılda kaç kez izlediğini sayamadım. Her defasında aynı plak dönüyor. Saha içindeyse sorun yönetim çözecek, saha dışındaysa yine yönetim çözecek. Çareyi üreten yok, dert yanan çok.
Şimdi masanın üstündeki gündem neymiş? Stadyumu yıkmak, Maltepe'ye taşınmak... Arkadaş, siz önce Çağlar'ın bonservisinin kamburundan nasıl kurtulursunuz, onun derdine düşün. Stadı rahat bırakın. Kadıköy'de kazanamayan takım, Maltepe'de hangi büyüyü yapacak sanıyorsunuz? Yuvayı değiştirseniz de kuşlar yine aynı şarkıyı söyler.
OKAN BURUK'UN HALİS ÖZKAHYA ÖZLEMİ
Galatasaray, rakibinin puan dağıttığı haftada Gençlerbirliği'ni yenmesini bildi. derbi öncesi makas tekrar 4 puana açıldı. Şampiyonluk yolunda sessiz ama keskin bir adım. O maçta iptal edilen golde hakemlerin hangi aklın peşinden gittiğini anlamak pek kolay değildi. Meseleyi burada bırakmak isterdim ama Okan hoca izin vermedi.
Maç sonunda gözlemci Halis Özkahya'yı görünce "Sizi özledik" buyurmuş. Yapma hocam, yapma. 2015 Gaziantepspor-Fenerbahçe maçı, skor 4-0... O kenardan "Allah belanızı versin" diye haykırdığın Halis Özkahya değil miydi? İnsan hafızası bu kadar seçici olur mu? Gülünç duruma düşmenin de bir sınırı var hocam, o sınırı çoktan tuz-buz ettiniz.
Beşiktaş dördüncülüğü neredeyse mühürledi. İlk üçe karışma umudu da her hafta biraz daha eridi. Samsunspor yenilgisi bu manzarada sürpriz sayılmaz. Çünkü Sergen Yalçın haftalar önce mikrofonların karşısına geçip "Öncelikli hedefimiz Türkiye Kupası" demişti. Hem de Galatasaray derbisine girerken. Kaptan köşkünde beyaz bayrak dalgalandığında, tayfadan nasıl kürek beklersiniz?
Kalan fikstür ortada: Karagümrük, Gaziantep FK, Trabzonspor, Rizespor. Bu kafa, bu ayak ile bu takvimden bir galibiyet çıkarabilirlerse öpüp başlarına koysunlar.
FIRTINA MAĞDURU TRABZONSPOR
İki hafta, iki beraberlik. Hiç hesapta yokken yakasına yapışan şampiyonluk umudu da böylece söndü. Zaten sezona "yarışmacı takım olma" kimliğiyle başlayan bir kadro için bu, yıkıcı bir hayal kırıklığı değil aslında. Takımın bel kemiği genç isimlerden kurulu. En dar virajda direksiyonun titremesi, tecrübesizliğin doğal fiyatı.
Yine de tünelin ucunda bir ışık var hâlâ. Bu sezonun yara ve çürükleri gelecek yıl için tecrübeye tercüme olur, yapılanma doğru zeminde devam ederse, Karadeniz'de umut kapısı kapanmış sayılmaz. Fırtına dinmez zaten, sadece rotasını değiştirir.
