Hasta Adam Fenerbahçe
Rus Çarı 1. Nikolay, Osmanlı için “Avrupa’nın Hasta Adamı” demişti. O sözle anlatılan, yalnızca zayıflayan bir devlet değildi. Dağılmış irade, tükenmiş refleks, birbirine güvenini kaybetmiş bir merkezdi. Fenerbahçe’ye bakınca insanın aklına bu benzetme boşuna düşmüyor. Ortada sadece şampiyonluk kaybeden bir takım yok, neye el atsa dağıtan, kime umut bağlasa oradan yara alan, kendi içinde çözülmüş bir büyük kulüp var. Karagümrük yenilgisi, bir inancın daha toprağa verilişi oldu. Yönetimin son kredisi, camianın son avuntusu, takımın son bahanesi de orada bitti.
SARAN'IN GÖZÜNDEKİ IŞIK SÖNDÜ
Sadettin Saran, kendi hocasıyla, kendi planıyla, kendi inşa ettiği bir takımla göreve başlamadı. Kulübün dağılmış ruhunu toparlamaya çalıştı. Haksızlık etmeyelim, ilk günlerde bir hava yarattı. Yorgun, kırgın, sezona erken havlu atacak gibi duran takım, nefes aldı. Ama uyuşturucu operasyonu sonrası kulübün gündeminden çıkıp adliye koridorlarının soğuk duvarlarına sıkıştı. Fenerbahçe’ye çevrilmesi gereken dikkati, mahkeme kapılarına savruldu. Başkanın gözündeki ışık söndü, kulübün koridorlarına karanlık çöktü.
KURMAYLAR TRANSFERİ BECEREMEDİ
Transferde iş kurmaylara kaldı. Gemi fırtınaya girince dümeni tutanların deniz görmüş olması gerekir. Fenerbahçe’de ise ara transfer dönemi, akılla değil, kişisel reklamla yönetildi. Futbol aklını temsil etmesi gereken isimler yükü taşıyamadı. “Lookman geliyor”, “Sörloth hazır” denildi, elde kalan, 19 yaşındaki Cherif oldu. Savunma cayır cayır alarm verirken, aylarca Kante peşinde koşuldu.........
