'Nasıl yedirdiler ama meselayı'
Futbolun lezzetli bir aş olduğu, onun üstüne serpilen baharatın ise büyük teknik direktörlerin aklı olduğu bir dünyada, mutfaktan duman değil de küf kokusu yükseldiğinde, çorbanın kimin elinden çıktığını sorgulamak gerekir.
İstanbul’un iki büyük efendisi, Galatasaray ve Fenerbahçe, bir arenaya çıkıp yılların birikimiyle bir ziyafet sunmak yerine, masaya kaynamamış, tatsız, kokusuz bir tabak bırakmayı tercih etti. Derbiler, kemik sesleriyle, iç geçiren çalımlarla, tribünlerin gözyaşıyla güzelleşir. Lakin burada gördüğümüz şey, âdeta ıslak bir odunun zorla tutuşturulmaya çalışılmasıydı.
Düşünün, memleketin en büyük iki kulübü, ligin düğümünü çözecek bir maça çıkıyor. Masada ihtimaller net: Galatasaray kazanırsa, altın mühürü basar; Fenerbahçe kazanırsa, kaderin kalemini eline alır; beraberlik ise belirsizliği ömrümüz kadar uzatır. Yani sahaya çıkanlar, ya destan yazacak ya da suskunluğa mahkum olacak.
♦♦♦♦♦
Ancak biz, futbolun değil, ruhunu kaybetmiş bir oyunun şahitleri olduk. Oysa sahada bir yanda son iki yılda sadece bir maç kaybetmiş bir Okan Buruk, diğer yanda tarih sahnesine adını altın harflerle yazdırmış bir Jose Mourinho vardı.
Beklenti belliydi: ya Galatasaray şampiyonluk düğmesini kapatacak ya da Fenerbahçe, rakibini yıpratıp rüzgarı arkasına........
© Nefes
