menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İklim krizinde “Allah’ın işi” dönemi kapanıyor mu?

17 0
10.08.2026

Sel oldu; “Doğal afet.” Orman yandı; “Felaket.” Sıcaklık 45 dereceyi geçti; “Bu yaz da çok sıcak.” Fırtına evleri yıktı; “Doğanın gücü.” Yüzyıllardır böyle söylüyoruz. Hatta sigorta dünyasının çok sevdiği eski bir ifade var: “Act of God.” Yani Allah’ın işi. İnsanın engelleyemediği, sorumlusunun olmadığı doğal olaylar. Allah’tan geldi sigorta ödemez anlamına gelmiyor bu ifade yanlış anlaşılmasın; poliçede yazıyorsa öder. Ama iklim krizi değişikliği bu kavramı giderek tartışmalı hale getirmeye başladı. Çünkü artık bir sıcak hava dalgası, aşırı yağış, orman yangını veya sel için “Allah’ın işi” demek eskisi kadar kolay değil.

Geçtiğimiz günlerde Angela Wheeler’ın bir yazısına rastladım. Başlığı insanı durdurup düşündürecek cinsten. Angela Wheeler bir iklim bilimci değil. İklim krizini red eden ABD merkezli  CO₂ Coalition Platformu’nun Pazarlama ve Multimedya Başkan Yardımcısı. CO₂ Coalition, karbondioksitin yalnızca iklim üzerindeki olumsuz etkilerine değil, bitki gelişimi ve ekosistemler açısından yararlarına vurgu yapıyor ve hâkim “iklim krizi” anlatısına açık biçimde meydan okuyor. O nedenle Wheeler’a doğrudan “iklim inkârcısı” demek doğru değil ama o platformun iletişim sorumlusu. Whleeler’a göre,

“Hava kötüleşmiyor, davalar artıyor.”  Bu ifadeye hem katılıyorum hem katılmıyorum. Yazımın sonunda yorumumu yazacağım.

Wheeler dünyada hızla artan iklim davalarının çok temel bir sorununa parmak basıyor:

Bir kasırganın, selin, orman yangınının ya da aşırı sıcak hava dalgasının faturasını şirketlere nasıl çıkaracaksınız? Wheeler özellikle de petrol şirketlerine dikkat çekiyor. “Dünyanın herhangi bir yerindeki şirketin yıllar önce çıkardığı petrolle, bugün başka bir ülkede meydana gelen bir sıcak hava dalgası arasında mahkemede nasıl neden-sonuç ilişkisi kuracaksınız?” diye soruyor.

Kolay soru değil. Üstelik bir başka itirazı daha var. İklim ve enerji politikasını mahkemeler mi belirlemeli, yoksa parlamentolar ve hükümetler mi?

Bu da yabana atılacak bir soru değil. Ama önce şuna bir bakalım gerçekten hava kötüleşmiyor mu?

Bilim bize pek öyle söylemiyor. IPCC’nin değerlendirmelerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği dünyanın her bölgesinde hava ve iklim aşırılıklarını etkiliyor. Özellikle aşırı sıcaklar 1950’lerden bu yana kara alanlarının büyük bölümünde daha sık ve daha şiddetli hale geldi. Birçok bölgede yoğun yağış olaylarında da artış görülüyor.

Yani tartışılması gereken artık iklimin değişip değişmediği değil. Hava kötüleşiyor mu kötüleşmiyor mu değil. Asıl tartışma başka:

Bu değişimin yol açtığı zarardan kim sorumlu?

Ve burada çok önemli yeni bir bilim alanı devreye giriyor. Bilim artık iklim değişiminin izini arıyor, Attribution Science. Yani “Atıf bilimi”, “İklim Atıf Bilimi” yada “İklim Olaylarını İlişkilendirme Bilimi” diyebiliriz.

Ben istatistik mezunuyum. Üniversitede olasılık derslerinde zarlar, dağılımlar, ihtimaller arasında dolaşırken, yıllar sonra o olasılık hesaplarının iklim krizinin en önemli tartışmalarından birinin merkezine oturacağını elbette bilmiyordum. Bugün........

© Muhalif