Koşmak İstemediğimiz Şeyler
Bazı sabahlar ülke, haritadan çok bir ruh hâli gibi duruyor önümüzde. Hava durumlarında görünmeyen fakat herkesin paltosunun içine sinmiş bir soğuk var. Meslektaşım elimi tutar mısın, deyince anlıyorum.
İnsan dışarı çıkmadan önce aynaya bakıyor: Yüzü yerinde mi? Kelimeleri hâlâ kendisine ait mi, diye. Çünkü artık biliyoruz — yaman düşman olur eski dosttan. Eski “biz”den.
Bu yalnızca kişisel kırgınlıkların hüzünlü cümlesi değil. Bir zamanlar birlikte kurulan hayallerin, aynı masada bölünen ekmeğin, ortak cümlelerin de başına gelebiliyor. Bu yüzden dün yan yana duranların bugün karşı karşıya gelişine şaşırmıyoruz artık. Şaşırma duygusu yerini temkinli bir sessizliğe bıraktı.
O sessizlikte insan ister istemez geçmişe dönüyor. “Katıl eskiden içinde kuşlar öten bir ormana” denince yalnızca ağaçlar gelmiyor akla. Birlikte konuşabilmenin, aynı göğe bakabilmenin ferahlığı geliyor. Kuş sesleri sustuğunda orman hâlâ orman mıdır yoksa yalnızca yan yana dikilmiş gövdeler mi kalır geriye?
Belki de bugünün soğuğu yeni değil; yalnızca daha görünür. Çünkü bazı şeyler ilk kez olmuyor; yalnızca biçim değiştiriyor. Eski “biz” dediğimiz şey, belki de eski zihniyetin yeni kıyafetler giymiş hâlidir.
Aziz Nesin, “Dur bakalım n'olacak” öykü başlığıyla merak ettiğim “Sizin Memlekette Eşek Yok mu?” kitabını elbette ben erken yaşlarda okuyayım diye yazmamıştır. Ulaştığım büyüklerimin kütüphanesinden farklı bir pencereydi olgunluğa. Çocukluk saltanatlarına pek uğramayan konulardı bunlar...
Ne anlatıyordu unutanlar için kısa bir hatırlatma: Toplumsal aksaklıklar, bürokrasi ve adaletsizlikler, insanların çelişkili davranışları ve elbette bolca menfaat ve çıkarlar üzerine dönen ilişkiler...
Evet, o alaycı eleştirileriyle benim çocuk yaşımın bile başını çevirdi sayfalarına. Hicvin keskin dili, yaşa bakmadan insanın zihninde yer ediyor.........
