menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Alley Cats: Kendi gürültüsünde kaybolan bir Ricky Gervais hikâyesi

20 0
previous day

Ricky Gervais, Alley Cats’te aslında yeni bir senaryo içerisinde yeni bir karakter yaratmıyor. After Life’ta kendi temsilini nasıl yeniden üretiyorsa, burada da aynı şeyi bir kedinin hüviyetine bürünerek yapıyor.

Dizinin temel problemi de biraz burada başlıyor: Gervais’in After Life’ı yeniden yapması.

Gus karakteri, Gervais’in daha önce canlandırdığı huysuz, insanlardan bezmiş, dünyaya öfkeli ama bütün bu sertliğin altında duygusal bir taraf taşıyan karakterlerin kedileştirilmiş versiyonu gibi. Dolayısıyla animasyon, Gervais için yeni bir anlatı alanı açmak yerine onun zaten bildiğimiz karakter ve mizah repertuvarını başka bir forma taşıyor.

Üstelik Gervais’in çevresindeki karakterler de hiçbir zaman gerçekten ön plana çıkamıyor. Sanki ancak Gervais izin verdiğinde bir adım öne çıkıp kendi hikâyelerini anlatabiliyorlar. Bu nedenle Alley Cats, kalabalık bir kedi kadrosuna sahip olmasına rağmen çoğu zaman tek kişilik bir gösterinin animasyon versiyonu hissini veriyor.

Buradaki sorun küfürlü mizah değil. Sorun, küfrün giderek mizahın kendisi haline gelmesi.

Dizi büyük bir hikâyeden çok, başıboş kedilerin takılması, konuşması, tartışması ve hayat hakkında saçmalaması üzerine kurulu. Oysa bu konuşmaların içinden bir kedinin dünyaya bakışını daha derinlemesine görebilsek, kedilerin insanlardan farklı olarak hayatı, ölümü, sevgiyi ya da yalnızlığı nasıl algıladığını daha fazla sorgulasak, Gervais’in mizahının altında çok daha ilginç bir yapı ortaya çıkabilir.

Çünkü dizinin temel fikri aslında çalışıyor.

Kediler bencil, acımasız, birbirlerine karşı kaba ve zaman zaman saldırgan; ama aynı zamanda sevgiye, sadakate ve şefkate sahipler. Yani insanlara yüklediğimiz ahlaki çelişkilerin neredeyse tamamını taşıyorlar.

Bu nedenle dizide vahşi ve kaba bir durumdan bir anda tatlı ve sevecen bir atmosfere, oradan da yeniden acımasızlığa geçebiliyoruz. Bu geçişler, aslında kedilerin doğasına oldukça uygun. Sorun, bu iki tarafın birbirini yeterince beslememesi.

Alley Cats sanki aynı anda iki farklı dizi yapmak istiyor.

“Hayat anlamsız. İnsanlar berbat. Siktir et.”

“Aslında sevgi, arkadaşlık ve merhamet önemli şeyler.”

İyi bir Gervais yapımında bu çelişki komediyi doğurabilir. Çünkü nihilizm ile duygusallığın birbirine çarpmasından güçlü bir mizah çıkabilir. Fakat Alley Cats bunu her zaman başaramıyor. Sonuçta iki taraf birbirini derinleştirmek yerine çoğu zaman yan yana duruyor.

Tam da bu nedenle dizinin en ilginç tarafı, ilk bakışta en kaba görünen tarafının arkasında saklı.

Kediler gerçekten “değersiz” hayatlar mı?

Alley Cats’te hayvanlara yönelik şiddet yalnızca kara mizah malzemesi değil. Hatta dizinin toplumsal fikrinin önemli parçalarından biri.

Gervais’in kendi açıklamalarına göre karakterleri özellikle toplumun en altındaki canlılar olarak tasarlaması bununla ilgili. Aç, evsiz, sokakta yaşayan ve sürekli tehlike altında bulunan kediler bunlar. Seyircinin daha hikâyenin başından itibaren onları korunmaya değer canlılar olarak görmesini istiyor.

Bu nedenle kediler insanların şiddetiyle karşılaşıyor, başka hayvanlarla kavga ediyor, araçların altında kalma tehlikesi yaşıyor, yiyecek bulmakta zorlanıyor, veteriner müdahaleleriyle ve........

© Muhalif