menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İyi geceler anne, ben artık yokum

7 1
29.03.2025

Salonu aydınlatan üç köşe lambasından birini daha kapatıyorum. Turuncu bir loşluktayız şimdi. Televizyondan yayılan mavimsi ışık, mürdüm eriği renkli duvar kağıtlarıyla kaplanmış duvarlarda ara sıra parlıyor ve artık hepsini ezberlediğim fotoğrafları ölgünce aydınlatıyor. Fotoğraflar. Anneme, babama, bana ait fotoğraflar. Bazıları bir arada, bazıları tek tek çekilmiş fotoğraflar. Bizim fotoğraflarımız. Hayır. O soluk resimlerdeki hiçbirimiz aslında biz değiliz. Yaşamın küçücük bir karesinde tesadüfen ve biraz da zorunlu olarak yan yana durmuş insanların fotoğrafları bunlar sadece. Mesela şuna, şu bir nikah töreninden sonra kilise kapısında çekilmiş olanına bakıyorum. Bu beyaz tüller içindeki güzel kadın annem mi? Babam niye öyle uzaklara bakmış? Kendimi bildim bileli bu resme bakarken düşündüğüm şey, yine aklıma geliyor. Babam biliyor muydu? Daha evlendiği o ilk gün çekilen resimde, var olan dünyaya değil de öyle bilinmez bir uzaklara doğru bakarken, biliyor muydu? Kararını o gün mü vermişti? Bu çirkin, bu karanlık, bu pis, bu tuzaklarla dolu dünyadan pek yakında çekip gitmeye çoktan mı kararlıydı o gün?

Peki ya şu? Benim bebeklik halime ait olduğu söylenen beyaz çerçeveli resim? Hayır anne. Senin ara sıra nedensiz bir gururla izlediğin resimdeki o bebek ben değilim. Ben senin o “yavrundan” geriye kalanım. Bak. O güzel bebek nasıl ben olabilirim? Resimdeki o bebek öylece sere serpe yatıp, tavanda sadece kendisinin görebildiği renklere bakan, senin elini hisseden, kokunu ayırt edebilen, hatta seni “tanıyabilen” biriydi anne. Bir de bütün bunlardan şu geriye kalana yani bana bak. Ne olur bak. Ben o muyum anne?

Manhattan’a doğru savrularak giden gece tramvayının uğultulu sesleri doluyor salona. Televizyon şimdi reklamlara geçmiş. Her yanı, sadece ağzı değil, gözleri, yüzü hatta sesi ve elleri bile gülen bir kadın, yeni çıkan “şekerli mısır patlağı”nın ‘doyulmaz’ lezzetini anlatıyor. Son yıllarda benden başka bütün insanlar, şu koca dünyayı dolduran tüm insanlar böyle gülüyor işte. Hepsinin dudakları, gözleri, yüzleri, hatta sesleri, hatta elleri gülüyor.

Koltukta ayaklarını uzatmış, bulmacasını çözmekte olduğu gazete kucağında öylece uyuyakalmış olan kadına, ‘anneme’, ona bakıyorum. Beyaz saçları, sabah yaptığım topuz halinde düzgünce kalmış. Akşama doğru yaptığım manikürle biraz olsun güzelleşmiş, kahverengi beneklerle kaplı, fırlak mor damarlı elleri, çaresizce kucağında kıvrılmış. Hafiften horluyor.

Uyanma anne” diyorum içimden. “Lütfen uyanma, şimdi zamanı değil”. Uyanıyor ama. Reklamdaki mısır patlağı sözünü duyar duymaz uyanıyor. Başını hiç bana çevirmeden, “Jess” diyor. “Benim mısır şekerlemeleri bitti, yarın almayı unutma lütfen”. “Olur anne” diyorum........

© Muhalif