menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Gözleri tamamen kapalı

4 0
yesterday

Boğuk bir gong sesi duyuldu. Işıklar yavaşça karardı ve maskeli balonun ilk dansı başladı. Kırmızı, mavi ve sarı damalı elbiseler giymiş olan müzisyenler, eski tarz bir aryayı yine eski dönemlere ait çalgılarla çalıyorlardı. Dans eden kadın ve erkeklerin yüzlerinde ürkütücü maskeler vardı. Beyaz ya da altın sarısı abartılı elbiseler giymiş kadınların yüzlerindeki maskeler, kurbağa ve kelebek biçimindeydi. Başta siyah olmak üzere koyu renk elbiselere bürünmüş olan erkekler ise, maske olarak daha çok kuş şekillerini tercih etmişlerdi.

Kadınların maskelerindeki ağız bölümü çok büyüktü ve parlak bir siyaha boyanmışlardı. Erkeklerin yüzlerindeki kuş maskelerinin neredeyse tümünde, gaga olarak tasarlanmış ama daha çok bambaşka bir şeyi çağrıştıran, upuzun, kalın ve uçları sipsivri kırmızı uzantılar vardı. Müziğin ritmine uygun olarak çiftler birbirlerine yaklaştıkça, erkeklerin yüzlerindeki bu uzun ve kırmızı gagalar, kadınların yüzlerindeki o karanlık deliğe girecekmiş gibi yaklaşıyor ve bir lavtanın yumuşak sesiyle yapılan uyarı üzerine, son anda geri çekiliyordu. Sonra müziğin ritmi yeniden hızlanıyor, kırmızı gagalar karanlık deliklere doğru yaklaşıyor ve yeniden uzaklaşıyordu. Bu baş döndüren gel git durmadan tekrarlıyor ve kadınlarla erkeklerin yüzlerindeki maskelerin ardından süzülen iri ter damlaları, o loş ışıkta bile rahatça görülebiliyordu.

Kollarıma girmiş kırmızılı maskeli ve çok genç iki kız, beni salonunun iyice karanlık bir köşesine doğru yavaşça sürüklüyordu. Dansın reverans bölümünde yere doğru eğildiğimizde, ikisi birden kulaklarıma açık saçık sözler fısıldıyordu. Onların yumuşak bir Viyana lehçesiyle fısıldadıkları bu sözlere, ben de ordudayken öğrendiğim asker argosuyla ve daha da müstehcen sözlerle katılıyordum.

Hemen döneceklerini söyleyerek benden ayrıldılar. Kendi kendime dans ederek bir süre onları bekledim. Dönmediler. Sıkıldım ve yeniden salona doğru yürüdüm. Ortalık daha da kararmıştı şimdi. Kıyıda köşede yanmış birkaç mum ve şöminenin zayıf alevlerinin dışında, ortalığı aydınlatacak hiçbir ışık kalmamıştı artık. Maskeli baloya katılanların yavaş yavaş soyunmakta olduklarını da o anda gördüm. Kadınlar ve erkekler şimdi yarı yarıya çıplaktılar. Müzik sustu. Çalgıcılar da üzerlerindeki damalı elbiseleri çıkardılar ve o alaca karanlıkta artık açıkça sevişmeye başlamış olan insanlara katıldılar.

Sonra karım Albertine’i fark ettim. Onu, ince ve uzun boyundan, maskesinin orasından burasından dışarıya fırlamış kızıl saçlarından tanıdım. Upuzun ve beyaz orta parmağındaki lacivert taşlı yüzüğü de gördükten sonra, onun karım Albertine olduğundan hiç şüphem kalmadı. Yüzük, beş yıl kadar önce hizmetlerimden ötürü bana armağan edilmişti ve ben de onu karıma vermiştim. Üzerinde Habsburg hanedanının arması olan çift başlı kartal kabartması bulunan bu yüzük, tüm öteki kraliyet mücevherleri gibi sadece bir tane olarak yapılmıştı.

Albertine tam şöminenin önünde duruyordu. Soyunuyordu ve daha şimdiden çıplak sayılabilirdi. Kızıl saçları, siyah ağızlı beyaz maskesinin altından upuzun boynuna doğru iniyordu. Ayaklarının dibinde kadınlı erkekli bir kalabalık uzanıyordu. Yerdeki kadınlar ve erkekler ona dokunmak........

© Muhalif