menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

500 kilo altını kaybeden gazeteciler

33 0
29.06.2026

Sabah’ın, “36 saatlik işkenceden kayıp 500 kilo altın çıktı” başlığı, Show TV’nin, “Kaçırılma nedeni 500 kilo altın çıktı” altyazısı, “500 kilo kayıp altının varlığı” algısı yaratıyordu. Halbuki, değil bu kadar altının kaybolmasını, bu miktarda altının varlığına dair somut kanıt yoktu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ. Genel Müdür Yardımcısı Erhan Karaal’ın, kurtarıldıktan sonra polise verdiği ifadesi de 500 kilo altının varlığını doğrulamıyordu. Onu kaçıranlar, Erhan Karaal’a, “Kültür A.Ş.’nin halen tutuklu olan eski genel müdürü Serdal Taşkın ile Ekrem İmamoğlu’nun gizli kasası olduğunu” söylemişler, önce 300 sonra da 500 kilo altın istemişlerdi. Erhan Karaal, altın hakkında bilgisi olmadığını söyleyince de “Serdal Taşkın’ın Erzincan’da sakladığı 500 kilo altını vereceksin’ diyerek dövmeye devam etmişlerdi.

Kaçıran çete, Erhan Karaal’da bu miktarda altın olduğu ve Erzincan’da sakladığı kanaatine nasıl varmışlardı? Gazeteci Bahadır Özgür’ün, halktv.com.tr’deki “İBB itirafçıları yüzünden canından oluyordu” başlıklı yazısına göre, kaçıranların bu kanaate kapılmalarının nedeni, “İBB davasındaki itirafçı ifadeleri ve iktidara yakın medyanın ‘kasadaki altın’ hikayeleri”…

Hakikaten de geçen yıl Anadolu Ajansı’nın yanı sıra AHaber, Sabah, Show TV, Yeni Şafak, Yeni Asır, KRT TV ve Süperhaber gibi mecralarda yayımlanan ve şoför Orhan Cevahiroğlu, gizli tanık H.H.Ş. ve itirafçı Servet Yıldırım’ın ifadelerine dayanan haberlerde Serdal Taşkın’ın bankada “kiraladığı kasaya külçe altın olarak sakladığı” öne sürülmüştü.

Ancak Serdal Taşkın, İBB davası duruşmasında bu iddiaları reddederek, “VakıfBank Nişantaşı şubesinde herhangi bir hesabım ya da kasam yoktur. Ayrıca bu şubede kasa hizmeti de yoktur” demişti. Külçe altınların ve kasanın varlığını doğrulayan kanıt da bulunamamıştı.

Bahadır Özgür’ün belirttiği gibi, bu yayınlar Erhan Karaal’ı kaçıranları motive etmiş olabilir. Ama Serdal Taşkın’ın milyarlarca lira değerindeki altının yerini Erhan Karaal’ın bildiğine dair bir yayın yoktu. Onu kaçırarak altınları elde edebileceklerini düşünmelerini sağlayan başka bir etken, başka bir bağlantı da olmalı…

İktidar medyası, doğrulama önyargısı ile davranarak, olayın etrafındaki sır perdesini hep İBB davasına bağlıyor. O yüzden de “kayıp 500 milyar”, “Rüşvet paralanının peşine düşmüşler” gibi başlıklar atabiliyor, ama bu tutum olayı daha da karmaşık hale getiriyor.

Doğru gazetecilik, peşin hükümle yaklaşmak yerine karanlıkta kalan soruların peşine düşmeyi, ipuçlarını araştırmayı, yeni belge ve bilgilere ulaşmaya çalışmayı gerektirir. İktidar medyasındaki o haberlerin kaçırılmada etkisi olup olmadığını ancak böyle netleştiririz.

Fakat tam da bu noktadaki şüphelerin üzerine gitmeye çalışan, kuşkularını bir paylaşımla dile getiren gazeteci Ali Çağatay, ters kelepçe takılarak gözaltına alındı; sonra da tutuklandı.

Bu da gazetecilik önündeki engel…

Sıkıyönetim ama “gibi”si eksik

NATO Zirvesi öncesinde Ankara’da alınan önlemler, erişim engelleri, yasaklar ve gözaltıları, “sıkıyönetim” ve “olağanüstü hal” olarak nitelendiren medya kuruluşlarından biri de Aydınlık’tı. Manşetin altında “NATO için Ankara’da sıkıyönetim ilan edildi” ve “Olağanüstü hal önlemleri gibi” diye yazmışlardı.

Fakat Aydınlık, ertesi gün bu tanımlamalar nedeniyle birinci sayfadan “Düzeltme ve Özür” yayımladı: “Sıkıyönetim hukuki bir düzenlemedir ve bugünkü durumu yansıtmamaktadır.”

Elbette Ankara’da resmen ilan edilmiş bir sıkıyönetim yok. Kaldı ki, sıkıyönetim 2018’de yasalardan çıkarıldı, “olağanüstü hal” uygulaması getirildi. Ancak Ankara’daki uygulamaların “sıkıyönetim” ve........

© Muhalif