İSLAMCILARIN KAVRAMSAL İTHALATI, ENTELEKTÜEL İNTİHARI
İSLAMCILARIN KAVRAMSAL İTHALATI, ENTELEKTÜEL İNTİHARI
Modern Türkiye’nin siyasal ve zihinsel tarihine bakıldığında, İslamcı entelektüel ile siyasi reflekslerin en zayıf, en kırılgan ve savunmasız kaldığı noktanın, Batılı seküler siyaset literatüründen ödünç alınan kavramlarla kurduğu problemli ilişki olduğu görülür. İslamcılığın bidayetinden günümüze hürriyet, müsavat – eşitlik, anayasa, meclis, terakki, medeniyet, sivil, sivil toplum, STK, sivil anayasa, meşrutiyet, demokrasi vb. kavramları, tarihi ve felsefi kökenlerine bakmadan ithal edip sahiplenmesi, kendi entelektüel intiharını hazırlamıştır.
Siyaset felsefesinin köklü geleneklerinden süzülüp gelen kavramları kendi zihniyet dünyalarıyla, teolojik arka planlarıyla ya da tarihsel tecrübeleriyle esaslı bir hesaplaşmaya tabi tutmadan bünyelerine dahil etme aceleciliği, ciddi bir entelektüel tembelliğin işaretidir. Bu yüzeysel kavramsal ithalatın günümüz siyasal söylemindeki en somut, en görünür ve dillerden düşürülmeyen çıktısı ise hiç şüphesiz “sivil anayasa” sloganıdır.
İslamcı aktörler, egemen devlet aygıtından ısrarla sivil ve toplumun tüm kesimlerini kucaklayan bir anayasal düzen talep ederken, aslında dile getirdikleri bu kavramların ne anlama geldiğine, nasıl bir tarihsel ve felsefi kökene dayandığına dair derin bir belirsizlik içindedirler. Bu belirsizlik halleri, basit bir söylem hatası olmanın ötesine geçerek, trajik bir paradoksu yapısal bir belirsizliğe dönüştürmekte ve İslamcı siyasetin felsefi zeminini kaydırmaktadır.
Bu kuramsal karmaşanın odağında “sivillik” kavramının ne anlam taşıdığı ve İslamcı zihniyetin bundan ne anladığı arasındaki aşılmaz uçurum yatmaktadır. Siyaset bilimi, anayasa hukuku ve Batı aydınlanma geleneği çerçevesinde “sivil anayasa”, yalnızca üniformalı askerlerin veya askeri cunta rejimlerinin kaleme almadığı........
