MODERN BATI’NIN TEZAHÜRÜ OLARAK İRAN–ABD SAVAŞI
MODERN BATI’NIN TEZAHÜRÜ OLARAK İRAN–ABD SAVAŞI
“Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;
Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh.”
Söze başlarken “İran” bağlamında söyleyeceklerimden yola çıkarak “İrancı” yaftası yapıştıracaklar için, “Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat ve Hanefi Mezhebi” mensubu olduğumu beyan etmek istiyorum. Ehlisünnetin İslam’ın/İslam Milleti’nin Sevadı A’zamı (Büyük Karartı), diğer bir ifade ile “Caddei Kübrası” yani “Ana Caddesi” olduğunu tespit ederek konumuza girelim.
Malumunuz olduğu üzere, 28 Şubat 2026 sabahı uyandığımızda, ABD ve hempası İsrail’in İran’a saldırdığını ve Ayetullah Ali Hamaney başta olmak üzere üst düzey İran liderlerine yönelik suikast düzenlediğini öğrendik. Bir diğer öğrendiğimiz husus ise ABD/İsrail eşkıya ortaklığının, savaşı, İran’ın Minab şehrinde kız çocuklarının okuduğu bir ilkokulu, Tomahawk füzesiyle vurarak 169 kız çocuğunu şehit etmek suretiyle başlattığıydı. Sapkın Siyonistler “Baal” adlı putlarına kurban olsun diye 169 kız çocuğunu katlettiklerini saklamıyorlardı.
Minab şehrinde katledilen 169 kız çocuğu için kazılan mezarların fotoğrafı, İran-ABD/İsrail savaşının simgesi haline geldi. Bu görüntü, modern batı medeniyeti hesabına, tarihin hafızasına silinmez sayısız ilerden birisi olarak kazındı. Esefle ifade etmeliyim ki bu sarsıcı hadise karşısında ne İslam Dünyası’ndan ne de Batı’dan hatırı sayılır bir tepki gelmedi. Ülkelerin yönetimleri, sivil toplum kuruluşları ve Müslümanlar ne yazık ki utandıran bir sessizlik örtüsünü sımsıkı sarınmışlardı.
Ülkemizde Filistin duyarlılığı ile öne çıkmış, İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde yaşanan savaş, işgal, tabii afet vesaire durumlarda öne çıkıp toplumu harekete geçiren İ.H.H’nın Başkanı, Minab katliamından yaklaşık bir hafta sonra sosyal medya üzerinden paylaşım yapıyordu. Çok merhametli, çok duyarlı sandığım, hassas bir kalbi olduğuna inandığım birçok tanıdığım, bildiğim insan bile bu dehşetengiz katliama karşı kör ve sağır davranıyor, sosyal medya hesaplarından gündelik sudan paylaşımlara devam ediyorlardı.
İran’a saldırı ABD-İran müzakere masasının kurulduğu ve görüşmelerin devam ettiği bir zaman diliminde gerçekleşiyordu. Geçen yılki saldırı da aynı şekilde müzakereler devam ederken meydana gelmişti. Buna rağmen Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan: “İran, Trump üzerindeki İsrail baskısını görüp masada bir şeyler verseydi savaş çıkmazdı.” kabilinden tuhaf bir acıkmama yapıyor ve İran’a yönelik “Ev ödevlerinizi yapmadıysanız ABD ve İsrail ile ağız dalaşına bile girmemelisiniz.” Şeklinde, diplomatik dilin de çok uzağında ülkemizin tarihine, müktesebatına ve hâlihazır duruşuna yakışmayan açıklamalar yapıyordu.
İlerleyen günlerde, Suudi Arabistan’da Körfez ülkeleri ve Türkiye’nin bir araya geldiği toplantıda, müzakereler esnasında saldırıya uğrayan İran’ı kınayan ve Körfez ülkelerine saldırmakla suçlayan bildiriye, ülkemiz adına, Dışişleri Bakanı imza koyuyordu. Oysa İran, ısrarla Körfez Ülkelerini değil, onların ev sahipliğini yaptığı ABD üslerini vurduğunu söylüyordu. Zaten hakikatte bu minvaldeydi; İran Körfez’den kendisine saldırılan bütün üsleri füzelerine ve insansız hava araçlarına hedef yapıyordu.
Niyetim size uzun uzun savaşın safahatını anlatmak değildir. Asıl meselem bu savaş bağlamında şahit olduğum sorunlu yaklaşımlara işaret etmektir.
Bu savaş bağlanımda gördüğüm arızalı yaklaşımların bazılarını ele almak istiyorum.
İran ve ABD-İsrail arasında, 2025 yılı Haziran ayında, on iki gün süren ve 2026 yılı Şubat sonunda başlayan savaşta, İslam Dünyası’nda, insanlığın baş belası emperyalist ABD ve onun ileri karakolu soykırımcı İsrail lehine gördüğüm en çirkin........
