HAFIZA NEYİ HIFZEDER?
Hafıza Arapça h-f-z (korumak) kökünden gelen bir kelime: Koruma, idrak edilen, öğrenilen şeyleri zihinde tutma anlamına geliyor. Her insanın bir hafızası vardır. Her insanın hafızası olduğu gibi insanlardan müteşekkil olan milletlerin de bir hafızası vardır. Milletlerin hafızasının çok çeşitli unsurları vardır. Bu hafıza, koca çınar diye tavsif ettiğimiz görmüş-geçirmiş kimseler olabileceği gibi; destanlar, halk hikâyeleri, masallar türküler, maniler gibi kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü kültür ürünlerimiz; yazılı kültür ürünlerimiz, belge ve vesikalarımız, mezar taşlarımız, musikimiz, kitabelerimiz, mimari eserlerimiz ve daha sayamayacağımız nice unsurdan oluşur. İnsan için hafıza ne ifade ediyorsa milletler içinde bunlar aynı şeyi ifade etmektedir. Dolayısıyla bunların korunması bir millet için hayatidir. Peki, biz bu hayati meselede gereken hassasiyeti gösterebildik mi?
Hakikatte biz birkaç yüz yıldır kendi hafızamızı tahriple meşgulüz. Ondan ivedilikle kurtulmak için elimizden ne geliyorsa yaptık. Bin yıllık müktesebatımızı/tecrübemizi, terakki yolunda bindiğimiz, azami hızla giden ve nereye varacağı kimsenin malumu olmayan vasıtada, gereksiz bir yük, hız kesen bir ağırlık olarak gördük. Bu yükten kurtulduğumuz seviyede hızımız artacaktı. Hafızamızı ağırlıklarından kurtarmak için elimize murç ve çekiç bile aldık; onunla kimi zaman hafızamızın yüklerini/tortularını kazımaya çalışırken zihnimize de hasar verip dumura uğrattık, kimi zaman da taş abidelerde tuğra ve hat kazıdık.
Neler yapmadık ki; bugünden geriye dönüp baktığımızda yapılanlara inanmak bile istemiyoruz. Hafızamızı silmek adına mezar taşlarımızdan bile kurtulmaya çalıştığımıza, geçmişimizi hatırlatmasınlar diye kimi mezarlardaki kemikleri çuvallara doldurtarak yurt dışına göndermeyi düşündüğümüze, kütüphanelerdeki milyonlarca eseri trenlere doldurup, hurda kâğıt olarak sattığımıza inanmak kolay mıdır? Elbette kolay değil, ancak bu saydıklarım hafızamızı sıfırlamak adına yapılanlardan sadece birkaçıdır.
Kendi gerçekliğimizden o kadar kopmak istedik ki; Ayasofya Camii’nin minarelerini yıkmaya kalktık. Sirkeci Garı’nın yanındaki Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Camii yıllarca gazino olarak kullanıldı. Hatta TBMM’ne “resmi dinimiz Hristiyanlık olsun.” şeklinde önerge bile verildi. Hafızamızdan kurtulmak için dile müdahale gereği duyuldu;........
© Mir'at Haber
