SOSYAL DEĞİŞTİRME’NİN YANLIŞ MANTIĞI
SOSYAL DEĞİŞTİRME’NİN YANLIŞ MANTIĞI
Türkiye’nin kendi medeniyet dairesinden çıkması hadisesi, toplumun vermiş olduğu bir karar ve tercih değildir. Sadece, belli siyaset ve kültür adamlarının yapmış olduğu yanlış ve hatalı bir karardır. Bu yüzden, toplumdaki değişimin tabii olarak değil, sun’i olarak gerçekleştiğini rahatlıkla söyleyebiliyoruz.
Sosyal Değişme Nasıl Bir Olaydır
Bir toplumun sosyal değişmesi, kendi isteği ve geçmiş hayat anlayışı ve sistemi doğrultusunda yapılması gereken bir olaydır. Çünkü toplum, çeşitli hatalı ve yanlış durumlar içerisinde, gerçek yaşama hedefinden sapabilir ve bu durum, ister istemez bir değişim ihtiyacını gündeme getirebilir. Bu durum, bazıların söylediği gibi “değişmek için değişme” değil, gerektiği için değişmektir. Toplumun, sapma halinden uzaklaşması, daha iyi ve doğru bir yöne doğru değişim içine girmesi demektir. Toplumun kendi değer ve bilgi sisteminden kopması ise, yanlış bir değişimin yönelmesi demektir. Bu konu, her kültür ve medeniyetlere göre farklı şekillerde açıklanmak durumundadır. Çünkü sosyal ilimlerde “genel bir kural” koymak, neredeyse imkansızdır.
Türkiye, olumlu değil, olumsuz bir değişim içine girdiğini; bir önceki dönemin insan tipinin hayata bakışı ve sosyal ilişkileri ile, değişim döneminden sonraki yozlaşma ve yanlış tutum ve davranışlara yönelmesinden anlayabilmek mümkündür. Aile, eğitim, hukuk ve idare alanında gelişmeler, bize böyle bir hadisenin varlığını anlatmaktadır.
Yalnız, şu hususu belirtmem gerekiyor ki, insanımızın hayat ve düşünce tarzında, hala o eski ve beğenilmeyen (!) sistemin tutum ve ifadelerin varlığını göstermesi, Batılı sistemin, sanıldığı gibi toplum tarafından tamamen benimsenmediğini gösteriyor: “Allah korusun, İnşallah, Kısmet olursa, Çok şükür..” gibi kelimeler ile, toplumun hangi sosyal dünyanın içerisinde olduğu anlaşılıyor. Demek ki, toplumu değiştirenler; insanımızın ruhunu henüz değiştirememişlerdir.
Sosyal değişme, en fazla eğitim, hukuk alanında toplumu değiştirmeye çalışmıştır. Eğitimin batılı kültür ve kişiler eliyle Batı’ya benzetilmesi, Batılı gibi düşünen kişilerin yetişmesine ve kendi tarih ve medeniyet amaçlarından uzaklaşmaya sebep oldu. Bu konuda en büyük sıkıntı, dinin idraki olmuştur. Din, Batı’daki kilise ve din uygulamaları içinde açıklanmaya çalışılmış ve bu şekilde ahlaki ve manevi hayatın oluşması doğru kabul edilmiştir.
Sosyal Değiştirmenin Hastalıklı Düşüncesi
Bu yüzdendir ki, yıllardır din-ilim çatışması, din ve hayatın birbirinden ayrılması, devletin dini kontrol altına alması gibi, Batı’da uygulanan gelişmelerin Türkiye’de de gerçekleşmesi temel hedef olarak kabul edilmiştir. Bu yüzden, Mustafa Kemal Atatürk’e neredeyse “tanrılık ve kutsallık” yakıştırılmıştır. Bu tür yaklaşımlar, ne İslam dininin ve ne de Türkiye’nin tarihi ve sosyal gerçekleri bağdaşmayıp, kurgulanmış hatalı düşüncelerdir.
Türkiye’de laikliğin, bir din ve hayat tarzı gibi sunulması. Batı’nın yaşama tarzı ve hukukunun aynen alınması, kadının evinin dışında çalışmasının öngörülmesi, hep bu ülkenin tarihi, ahlaki ve sosyolojik gerçeklerinin dikkate alınmamasının sonucu ortaya atılan sun’i gündemler ve temelsiz talepler olmuştur. Bunlara karşı tenkitler, çoğu zaman dikkate alınmayıp, yapanlar mahkum edilmeye çalışılmıştır.
Geçenlerde Ramazanın gelmesi ile birlikte, Milli Eğitim Bakanlığının okullarda ramazan şenliklerine yönelik tavsiyesi ile bazı dini ve kültürel programlar düzenlenmesine, muhalefet parti liderinin “ayrımcılık ve gericilik” yapıldığı şeklinde açıklaması, Batı dünyasının ezberleri ile hareket etmenin acı bir göstergesi olmuştur.
Bu toplum ve medeniyetin kültür ve sosyal hayatını inceleyenler, önemli dini gün ve gecelerin bu şekilde kutlandığını ve dinin, hayatın bir parçası olduğunu göreceklerdir. Fakat, milli eğitim ve kültür-sanat hayatında, sürekli Batılı yaşama tarzının ve düşüncesinin gençliğimize verilmesi, böyle bir yanlış değerlendirmeyi sonuçlandırmış ve kendini batılı veya din-dışı kabul eden kesimlerin, mantık dışı yorumlar yapmasına yol açmıştır.
Sayın Özel, halkın çoğunluğunun Müslüman olduğu bir ülkede, “ayrımcılık” kelimesi ile, bu ülkede yaşayan azınlıkların; asıl unsur olduğunu mu söylemek istiyor; yoksa, İslam kelimesinden rahatsız olduğundan mı böyle bir garip açıklama yapıyor?.. Birinci faktör, çok hatalı bir yaklaşım olmakta ve halkın çoğunluğunu saymama durumu gerçekleşmektedir! ikincisi, bu toplumun dininden rahatsız oluyorsa, bunu açıkça söyleyip, ona göre bir siyaset yapması gerekiyor ki, kendisini destekleyenlerin ne kadar kişi olduğunu görebilsin!.. Hem dine saygı gösterdiğini söyleyip, hem de dinin bir ritüelini uygulayanları kınamak olmaz!.. Böyle bir siyaset, hiçbir problemi de çözmez, bilsin..
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube
