MİRASIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN VİCDAN
MİRASIN GÖLGESİNDE KAYBOLAN VİCDAN
İnsan, çoğu zaman menfaatler çatıştığında gerçek yüzünü ve karakterini belli eder. Hele söz konusu olan miras ise gerçek karakter ve kişilik daha da belirgin hale gelir. Çünkü miras, sadece malın el değiştirmesinden ibaret değildir, aynı zamanda değerlerin, ahlâkın ve insanlığın da bir imtihan göstergesidir. Bu imtihanda ise kimi insan, çoğu zaman kazandığını sanırken aslında kaybettiğini; kimi insan da kaybettiğini zannederken insanlığını koruyarak büyük bir kazanç elde ettiğinin farkında bile olmaz.
İnsanoğlu, sadece düşünen bir varlık değil, aynı zamanda hisseden ve değer üreten de bir varlıktır. İnsanı diğer canlılardan ayıran ve değerli kılan da onun bu özelliğe ve bir vicdana sahip oluşudur. Vicdan, insanın iç dünyasında kurulan, fakat görünmeyen; ancak hissedilen, yaptığı her davranışı tartan, sorgulayan ve hükme bağlayan bir iç mahkeme ve ahlâkî bir pusuladır. Bu yönüyle vicdan, doğru ile yanlışı ayırt etmede akla rehberlik eder.
Akıl, düşünme analiz etme ve mantık yürütme yetisidir; hesap yapar, sonuçları tartar; vicdan ise hisseder ve hüküm verir. Akıl insanı doğruya götüren yolu gösterirken, vicdan da o yolda yürüyüp yürümemesi gerektiğini insana hatırlatır ve yol gösterir. Bu yüzden bazen aklın hukukî açıdan “uygun” gördüğü bir davranış veya bir hükmü vicdan, kendi terazisinde tartıp da ahlâkî açıdan değerlendirdiğinde onun bir suç olduğunu söyleye bilme yetisine sahiptir. İşte insanın imtihanı ve karakteri de bu noktada ortaya çıkmakta; aklın verdiği hükme mi, yoksa vicdanının sesine mi uyacağı konusunda bir ikilem yaşamaktadır. Dolayısıyla da yaptığı tercihe göre de o insanın kişiliği ve karakteri belirginleşmekte ve görünür hale gelmektedir.
Şu gerçeği unutmamak gerekiyor: Toplumların huzuru, kanunların katılığından daha ziyade vicdanların canlılığıyla mümkün olmaktadır. Yaşanan gerçeklik de bunu göstermektedir. Çünkü kanunlar, insanı ancak görülen yerlerde denetleme imkânına sahipken; vicdan onu her yerde ve her an izleme ve denetleme imkânına sahiptir. Bu nedenle vicdanını yitirmemiş insanların, kimsenin görmediği mekanlarda da vicdanlarının sesini dinlediği ve bu nedenle de haksızlık yapmaktan ve suç işlemekten sakındıkları bilinmektedir.
Bu yönüyle vicdan, bireysel ahlâkın olduğu kadar toplumsal düzenin de temelini oluşturmaktadır. Ancak vicdan, körelebilme potansiyeline de sahiptir. Dolayısıyla sürekli haksızlık yapan, zulmü sıradanlaştıran ya da çıkar uğruna değerlerini feda eden insanın, zamanla vicdanı kararmakta ve bu kararma da tehlikeli çöküşün bir başlangıcı olmaktadır. Zira insan, bu durumda yanlış yaptığını ve yanlış yollara saptığını hissetmemeye başlar. Oysa diri bir vicdan, insanı rahatsız eder; hatasını yüzüne vurur ve onu iyiliğe çağırır. Bu yönüyle vicdan, insanın içindeki ilâhî bir uyarı sistemi gibidir. Onu susturmak değil, dinlemek gerekir. Çünkü vicdanını kaybeden insan, aslında kendini de kaybetmiş, demektir. Vicdanını koruyan insan ise aynı zamanda insanlığını da korumaktadır.
Bu nedenledir ki bir insanın karakteri ve kişiliği, genellikle menfaat çatışmalarında ve özellikle de miras konusunda ortaya........
