İLAHİYATÇILAR GEÇMİŞTEN BUGÜNE GELEBİLİYOR MU?
İLAHİYATÇILAR GEÇMİŞTEN BUGÜNE GELEBİLİYOR MU?
Prof. Dr. Celal Kırca
Üniversitelerin iki temel misyonundan biri bilgi üretmek, diğeri de üretilen bilgileri yaymaktır. Nitekim üniversitelerde görev yapan öğretim üyelerinin temel görevleri arasında ders vermek, araştırma yapmak, öğrenci yetiştirmek, kitap ve makale yazmak bulunmaktadır. İlahiyat fakültelerinde görev yapan hocalar da bu görevleri yerine getirmekte; lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri yetiştirmekte, ilmî araştırmalar yapmakta, kitap ve makaleler yazmakta, sempozyum ve kongrelere katılmaktadırlar. Bunlar, üniversite hocalarının misyonları arasında yer alan ve yapılması gereken faaliyetlerdendir. Ancak üniversite hocalarının bu görevinin yanında, bir de üretilen bilgileri yayma gibi bir görevi daha bulunmaktadır.
Bu konuda ister istemez şu soru akla gelmektedir: İlahiyat fakültelerinde üretilen bilgi, üniversite duvarlarının dışına ne kadar çıkabilmektedir? Bugün ilahiyat fakültelerinde çok sayıda yüksek lisans ve doktora tezi hazırlanmakta, makaleler yazılmakta, sempozyum ve kongreler düzenlenmektedir. Bunların sonunda önemli bir ilmî bilgi birikiminin ortaya çıktığı da muhakkaktır. Fakat burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bu bilgi kime ulaşmaktadır?
Yazılan makaleleri, çoğu zaman aynı alanın uzmanları okumakta, yapılan ilmî toplantılara da yine aynı çevrelerin insanları katılmaktadır. Sempozyumlarda sunulan bildiriler daha sonra kitap hâline getirilmekte ve çoğu defa konu orada kalmakta ve topluma yansıtılamamaktadır. Elbette bunların yapılması gerekmektedir; çünkü ilim, kendi usulü ve yöntemi içerisinde gelişmektedir. Dolayısıyla her akademik çalışmanın halkın anlayacağı bir dille yazılması da beklenmez. Fakat ilahiyat fakültelerinde üretilen bilgilerin, büyük ölçüde akademik çevre içerisinde kalması, dolayısıyla da topluma yansıtılmaması ne kadar doğrudur?
Bir taraftan toplumda din konusunda ciddî bir bilgi kirliliği yaşanırken; diğer taraftan dinî ilimler üzerinde yıllarca çalışan insanların ürettikleri bilgi, toplumun geniş kesimlerine ulaşamıyorsa, burada üzerinde düşünülmesi gereken bir durum yok mudur? Bugün özellikle gençlerin din konusunda pek çok sorusu bulunmaktadır. İnançla ilgili tereddütler, modern hayatın ortaya çıkardığı problemler, hedonizm, sekülerleşme, aile yapısında meydana gelen değişmeler; ahlâkî değerlerde görülen aşınmalar ve sosyal medyada din adına söylenen yalan ve yanlışlar, insanların zihinlerini karıştırırken ilahiyat hocaları ne yapmaktadırlar?
Elbette her ilahiyat hocasının televizyona çıkmasını, sosyal medyada konuşmasını veya halka konferans vermesini beklemek doğru değildir. Zira her akademisyenin kendine özgü bir yeteneği, ilgi alanı ve çalışma tarzı vardır. Ancak toplumla ilişki kurmanın yolları sadece televizyon ve sosyal medyadan da ibaret değildir. İlahiyat hocaları, sahip oldukları bilgi birikimini halkın anlayabileceği bir dille kitaplaştırabilirler; gazete, dergi ve internet sitelerinde yazabilir; güncel meseleler üzerinde düşünebilir ve gençlerle bir araya gelerek onların sorularını dinleyebilirler. Zira insanların hangi soruları sorduğunu bilmeden, onların sorularına cevap vermek kolay bir iş değildir. Bugün gençlerin dine karşı ilgisizliğinden ve hatta dinden uzaklaşmasından söz edilmektedir. Peki, bu gençler neden dinden uzaklaşıyor? Hangi konuları sorun ediniyorlar? Kendilerine verilen hangi cevaplardan ne kadarını yeterli ya da yetersiz buluyorlar? Bu soruların cevaplarını, gençlerle konuşmadan ve onları dinlemeden bulmak nasıl mümkün olabilir?
Aynı şekilde toplumda dinî hayatın giderek şekilciliğe dönüştüğünden söz ediliyorsa,-ki ediliyor- bunun sebepleri üzerinde düşünmek gerekmiyor mu? Müslümanların inançlarıyla davranışları arasında görülen çelişkilerin sebepleri nelerdir? İslâm’ın üzerinde önemle durduğu ahlâkî değerler, neden Müslüman toplumların hayatında gerektiği ölçüde etkili olamamaktadır? Bu ve benzeri sorular üzerinde ilahiyat hocalarının düşünüp düşünmedikleri, şayet düşünenler varsa, onların da ne düşündükleri bilinmiyor. Zira bu düşünceler, topluma yansımıyor, ya da gereği gibi yansıtılamıyor.
Bu nedenle ilahiyat hocalarının görevi sadece “Geçmişte ne söylenmiştir?” sorusuna cevap aramak olmamalıdır. Elbette ki geçmişi bilmeden bugünü........
