YEVM’ÜL FASL/AYRIM GÜNÜ
YEVM’ÜL FASL/AYRIM GÜNÜ
İsrâfîl, dört büyük melekten birinin adıdır ve kelimenin İbrânîce’den Arapça’ya girdiği kabul edilir. Kur’ân’da bu meleğin adı geçmemekte ancak yapacağı görevden söz edilmektedir. Anlam olarak İsrâfîl’in “Allah’ın kulu” veya “Rahmân’ın kulu” mânalarına geldiğini bildiren bazı rivâyetler bulunmaktadır.[1] Batılı araştırmacılar, İsrâfil’in Eski Ahid’de bir melek grubunu ifâde etmek üzere kullanılan “serâfîm” kelimesinden türetildiği kanaatindedir. Dinler tarihiyle ilgili etimolojik sözlüklerde Asurca’da “sarâpu”, Ârâmîce’de “sref” kelimeleriyle karşılandığı kaydedilen “serâfîm” lâfzının İbrânîce’de “yok etmek, yakıp yıkmak, tasfiye etmek” gibi mânalar taşıyan bir kökle bağlantılı olan “serâf” kelimesinin çoğulu olduğu kaydedilir.
Kıyâmetin kopmasından bahseden âyetler, evrende büyük bir kozmik değişime sebep olacak bu hadisenin sûra ilk üflenilmesiyle başlayacağını, ikinci üflenişle de herkesin diriltilip mahşere gitmeye hazır duruma getirileceğini ifâde eder. Bu tür açıklamalarda yer alan “üfleme” görevini ifâ edecek ve insânları hesap meydanına çağıracak olan meleğin İsrâfil olduğu hususunda İslâm âlimleri görüş birliği içindedir. Bundan dolayı Kur’ân’da “sûr” bahsedilen her âyette dolaylı olarak bunu üflemekle görevli olan İsrâfil’den de söz edildiği söylenebilir. Kur’ân âyetlerinden anlaşıldığına göre İsrâfil sûra iki defa üfleyecektir. İlkinde Allah’ın diledikleri hariç, yerde her şey yıkılıp helâk olacak ve kıyâmet kopacaktır.[2] İkincisinde de insânlar dirilecek ve mahşer yerinde toplanmak üzere Rablerine doğru koşacaklardır.[3] Bu çerçeveden baktığımızda “yühyî ve yümît” yâni “dirilten ve öldüren” kudret Allah olduğuna göre, İsrâfîl’i de Allah’ın bu isimlerinin tecelli ettiği rûhânî varlık/görevli olarak düşünebiliriz.
İsrâfîl’in üfleyeceği “Sûr”un ise özelliğinin ne olduğu bilmiyoruz. Sözlükte “boru veyâ boynuz” gibi üfürülen şey anlamına gelmektedir. Bazı dilbilimcilere[4] göre sûr, “şekil” anlamına gelen “sûret”in çoğuludur. Sûret ise varlığın görünen biçimi, formu, kalıbı yâni tasvir ve tasavvur edilen yönüdür. İşte bu noktadan hareketle bazı müfessirler sûr’a üfürülmeyi “can verme”, rûhların bedenlere/sûretlere üflenmesi/iade edilmesi........
