GECENİN SESSİZLİĞİNDEN GÜNDÜZÜN AYDINLIĞINA
GECENİN SESSİZLİĞİNDEN GÜNDÜZÜN AYDINLIĞINA
İlk vahyin alınışından sonra geceleri kalkması ve ağır ağır duyarak[1] Kur’ân okuması istenmişti Hz. Peygamber’den.[2] Gerekçe olarak da gece vaktinde zihnin daha zinde ve güçlü olacağı söylenmişti.[3] Bütün bu hazırlıkların sebebi Hz. Peygamber’e yüklenecek olan “kavlen sekîlâ” yâni ağır bir söz/mesajdır.[4] Şüphesiz bu ağır söz risâlet/peygamberlik sorumluluğudur ve içinde yaşadığı topluma tebliğ edeceği ilâhî hakîkatleri içermektedir. Zaten bu âyetleri içinde barındıran Müzemmil Sûresi’nden sonra gelen Müddesir Sûresi’nin ilk âyetlerinde gecenin örtüsüne/yalnızlığına bürünmüş[5] olan Hz. Peygamber’e “Kalk ve uyar”[6] emri verilmiştir. Anlaşılıyor ki; artık gecede öğrenilenlerin/hazmedilenlerin şimdi gündüzde anlatılmasının/öğretilmesinin zamanı gelmiştir.
Gece, bir mânevîyat sofrasıdır ve bu yönüyle tarih boyunca tüm hakîkat arayıcılarının/âşıklarının değişmez mekânı/sığınağı olmuştur. Kur’ân, gecenin bu besleyici ve erdirici rûhânî mirasından nasiplenenleri bize şöyle tanıtır: “Kuşkusuz, göklerin ve yerin yaratılışında ve gece ile gündüzün birbirini izlemesinde derin kavrayış sahipleri için alınacak dersler vardır, Onlar ki ayakta dururken, otururken ve uyumak için uzandıklarında Allah’ı anar, [ve] göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde inceden inceye düşünürler: “Ey Rabbimiz! Sen bunları[n hiç birini] anlamsız ve amaçsız yaratmadın. Sen yücelikte sınırsızsın! Bizi ateşin azabından koru!”[7]
Duhâ/1-2. âyetleri de “kuşluk vaktine” ve “geceye” yeminle başlamaktadır: “Aydınlık sabahı düşün, ve durgun, karanlık geceyi.”[8] Âyette görüldüğü gibi Allah, iki vakit üzerinde düşünmemizi istemektedir. Müfessirler bu iki âyete farklı anlamlar yüklemişlerdir. Bir kısmı “aydınlık sabah” ifâdesinin, insân hayatında az sayıdaki ve geniş aralıklı mutluluk dönemlerini sembolize ettiğini, buna karşılık “durgun ve karanlık gece”nin, insânın bu dünyâdaki varoluşunu kuşatan üzüntü ve sıkıntı dönemleri,........
